Ekim, 2009 için arşiv

31
Eki
09

İşte Gerçek Sanatçı , İşte Gerçek Gazeteci

Yandaş medya günümüzde aşılması gereken büyük problemlerden birisi…İki farklı gazetede aynı haberi okuyan iki kişi ne yazık ki aynı sonucu çıkaramıyor bu memlekette…Gel gelelim ki bir de torpille basamakları birer birer çıkanlar zibil gibi bu ülkede..Sözüm şu ki ; tamam sporla hiç alakası olmamış insanların yorum yapmasına çok alıştık…Hayatında 90 dakika futbol oynamamış birisinin son derece heyecanlı ve içten yorumlarını kabullendik..Ama bilmem kimin damadı , bilmem kimin yeğeni hadi seni gazeteye alalım , hadi seni spor servisine alalım denilirse sonucu aşağıdaki gibi olur :

…izlemek için tıklayın…

İnsanları temsil ettiğine inandığımız ve toplum olarak dikkate aldığımız bu tür insanların ağızından böyle şeyler duymak bir vatandaş olarak beni çok üzüyor..Şimdi kaçımız o sohbeti yapanlara sanatçı, gazeteci deriz….Bilemem…

21
Eki
09

ben kalırken …(kolaj çalısması)

21
Eki
09

sorumluluk

Okul okuyoruz, sorumluluk bilincini öğrenmek için ,evde anne babamızın sorumluluk hallerine okulda öğretmenlerimizin idarecilerin sorumluluklarına lokantada yemek yerken dahi birilerinin halinde içinde bulunduğu sorumluluğa şahit oluyoruz.

sorumluluk yükleniyoruz,çocukluktan daha günlük anlık kariyerimizin yol haritasını oluşturabilecek sorumluluklar yükleniyoruz evde babalar yedi yaşında çocuğu ekmek almaya gönderirken dahi bu bilinci yükler,hayatta sorumluklar her yerde basamak basamak bu küçük adım gibi başlar ve yüklenir kişilere

Sorumluluk yükleniyorsak öneminin farkına varmalıyız biz yüklenirkende başkalarına yüklerkende bu da denetim gerektirir oto kontrol ve kendi dışımızdakileri takip ile olur oluşur,

Takip bilgi gerektirir bilinçli olmayı gerektirir öz saygı ve başkalarına saygı ile oluşur  bilinçlenme,

gazete okuyoruz,okumalıyız,yorumları görmeli karşılaştırmalıyız kendi sonucumuza göre daha sonraki hamlelerimizi belirler tutumumuzun oluşmasını sağlarız ,Bir takip yöntemi sorumluluk yüklediklerimizi denetleme yöntemidir, gazete okumak

sorumluluklardan kaçmak duyarsızlaşmak kayıtsız kalmak her alanda şikayet ettiklerimizi kabullenmek anlamına gelir sessiz kalır sorumluluğumuzun bilincine varmaz gelene geç, yanlışa banane dersek kaybedilenler için kızmaya da hakkımız olmaz,

birlik olmak zor,tirajı komik olaylar karşısında olgunluk göstermek de

evde baba düğünde silah sıkarsa oğlu da yarın maçtan sonra sıkar,biri öldürülür susar geçiştirir adalette buna kaza deyip babayı aklarsa ne bilinçlenme olur ne bu kazalarla ölenler biter,

bunlar; birlikte tavır koymak, hareket etmek, ilgili mercilere başvurmakla aşılabilir ceza hakkınca verili bu haberler pembe dizi misali  dramatize edilmeden yanlışlığı vurgulanarak yayınlanır ise izleyen baba silahını belki yerinden çıkarmaz belki elden çıkarır,helikoper görmek için yangın çıkaran hareketsizlikten sıkılmış bilinçsiz çocuğu sokağa salan anne baba o ormanın önemini kendi dilince anlatsa çocuğa o çocuk ormanı ateşe vermez,turisti kazıklayan esnaf uyarılsa esnaf daha ciddi olmak durumunda kalır avrupa insan hakları mahkemesi siyasal boşluklarla diplomatik oyunlara çerez yapılmadan insan hayatının haklarının standartlarının yükseltilmesi yanlışların düzeltilmesi birilerinin uyarılması için başvurulacak bir kapı olsa daha iyi olmaz mı devlet bir avuç rüşvetçiyi denetleyip yapmamaya zorlasa yanlışlar düzelmeye başlamaz mı kişinin kurumlara ülkesine güveni artmaz mı

yanlış olanı fark etmek ,düzeltmek için ,dur demeyi bilenlerin artması dileğiyle

16
Eki
09

Bir DEVrin Kapanması

İmparatooor İmparatooor İmparatooor Fatih Terim…..

Öyle bir Türk düşünün ; ki bir Türk takımıyla Avrupa kupası kaldırmış , Türk futbolunu 10 yıl içinde  inanılmaz bir şekilde  yukarı taşımış , Avrupanın devi Milan’ı çalıştırmış…Evet Fatih Terim jest ve mimikleri , sürpriz kadro seçimleri ve futbolcularla olan küskünlükleriyle aklımızda kalacak olan Fatih Terim A Milli Takımımızı resmen bıraktı veya bıraktırıldı.Şöyle bir geriye baktığımızda aslında şunu söyleyebiliriz : Fatih Terimden önce ve Fatih Terimden sonra….199o lı yıllarda atıldı aslında bugünkü Milli Takımın tohumları.Çünkü Sinyor Terim 1990 yılında Ümit Milli takımın başına geçmişti.1993 Akdeniz Oyunlarında altın madalya alan bu takımın oyuncuları aslında şimdiki jenerasyon için hiç yabancı değil…Hakan Şükür , Sergen Yalçın , Arif Erdem , Ergün Penbe vs….Terimin bu başarısı bizleri heyecenlandırdı ve Sinyor Terim aynı yıl içinde A Milli Takımın başına geçti.Çıkışımız devam etti.İlk kez bir Avrupa Şampiyonasına katılma hakkı elde etmiştik (Sanırım bu turnuvaya dair hatırlanması güzel olan tek şey turnuvaya katılmamızdı)..Terim bayrağı Mustafa Denizli ye devretti ve Galatasarayın başına geçti…Bu büyük prestiji iyi kulanan milli takım seneler içinde beşinci torbadan ikinici torbaya kadar yükseldi.Bu sene zarfında tohumlarının meyvelerini toplamaya başlayan Fatih terimin sepetinde ise bir UEFA Kupası , 4 Lig Kupası , 2 Türkiye kupası vardı..(Ayrıca Lucescu’nun  kazandığı Avrupa Süper Kupasının mimarıydı)…2000 yılında ki Avrupa Futbol Şampiyonasına da 7 sene önceki iskeletle giden A Milli Takım M.Denizli önderliğnde ve    Sinyor Terim gözetiminde Çeyrek Final oynadı yetmedi tarihinde ikinci kez Dünya Kupasına katıldı o da  yetmedi bizlere dünya 3.lüğü gibi bir   heyecan yaşattı(Bu kadro kaleci ve birkaç futbolcu dışında Galatasarayın kadrosuydu)….Sinyor Terim bu yıllarda İtalya da başarılara    koşuyordu..Fiorentina ve Milan maceraları (kredisi az olduğu için) kısa sürdü ve yeniden Galatasaray a döndü…Galatasarayda umduğunu bulamasada Hakan Şükür ün yeniden takıma dönmesini sağladı…Milli Takımımız 2005  yıllarında zor duruma düşünce Sinyor Terim yine ipleri eline aldı ve takımın 2006 Dünya Kupası play-off larına   kalmasını sağladı ama olmadı olaylı maç olarak hatırladığımız ve gerçekten de futbolumuzda ağır hasar bırakan   o İsviçre maçı sonra Milli Takımımız 2006 Dünya Kupasına katılamadı…Ama acısını öyle bir aldı ki Sinyor Terim ev  sahibi İsviçre yi EURO 2008 de saf dışı bıraktı , bizlere inanılmaz geri dönüşler yaşattı..Öyleki gazeteciler belki de defalarca yazılarını çöpe atıp yenilerini yazdı…Evet izleyenlere unutamayacağı bir turnuva yaşatmıştı Milli Takımımız…(Milli Takımımızın Çek Cumhuriyeti maçı gelmiş geçmiş en heyecanlı maç seçilmişti)..Bu turnuvayı geride bıraktığımızda Türkiye Yarı Finalist ünvanınını cebine koymuştu..Bu sıfatla katıldık 2010 Dünya Kupası Grup Elemelerine ama olmadı üst üste puan kayıpları yaşadık, sakatlıkalrla boğuştuk..Yine bir geri dönüş bekledik olmadı..Futbolun doğasında var..Nankör..Belki de bir kaç kendini bilmez yüzünden Sinyor Terim Belçika maçı sonrası istifa kararı aldı..Sinyor Terim Milli Takımı bıraktı…..Ben sadece aklımda kalanları şöyle bir hatırlatayım dedim…Yani herkes şapkasını önüne bir koysun bakalım…Terim şapkasını kaldırdığında altından çıkacak olanları en azından bu yazıyı okuyanlar biliyor okumayanlar mı onlar zaten biliyor..O halde yerden yere vurduğumuz , her puan kaybı sonrası tahammül edemediğimiz bu adamın yerine yenisni koyamayacağımız bildiğimiz halde neden hala eleştiryoruz istifaya çağırıyoruz , küfrediyoruz……Bilemiyorum gerçekten…Ama benim tek bildiğim Fatih Terim isminin bu ülkeye kazandırdıkları ve kazandıracaklarıdır…

Onun izi her daim Milli Takımda olacaktır…

http://img2.blogcu.com/images/g/s/e/gseyhun/fatih_terim.jpg

15
Eki
09

Apple Çakallıkları Reloaded

iphoneŞirketten sızan dedikodumudur, yoksa pazarlama taktiği midir bilinmez…Rivayete göre yıllar boyunca iPhone içinde gizli tutulup kullanıma kapalı bekletilen bluetooth aygıtından sonra kullanıcılarla dalga geçer gibi iPhone’un içinde bu sefer de FM radyo alıcısı bulunduğu söyleniyor..Yani iPhone unuzda FM radyo bile var ama kusura bakmayın kullanamazsınız..
Şimdi… bu radyolar apple genel müdürünün üzerine devlet tarafından zimmetlenmediyse niye kullanıma kapalı ?
yoksa.. yoksa..! Apple yine 3GS de yaptığını yapıp basit yazılım güncellemesiyle bakın yeni model çıkarttık mı diyecek ??

Neyse Zenginin malı Geek’ın çenesini yorarmış.. biz kendi işimize bakalım..

14
Eki
09

-kayıp sokak -

-kayıp sokak -

13
Eki
09

Yolların Ardındaki Ev

1. BÖLÜM

Hastanedeki 406 numaralı odada, gözlerini tavana dikmiş, hareketsiz bir şekilde yatağında yatıyordu Mert. Aslında hani başka bir seçeneğide yoktu. Konuşma yetisini kaybedeli 2 ay olmuştu. Hareket yetisi tamamen kaybolmamış olsada, tek başına yaşaması mümkün değildi. Bir konuşma cetveli üzerinde, yanındakilerin yardımıyla, ellerinin harflerin üzerinde gezdirilmesi sayesinde konuşuyordu. Ara sıra neyseki hala düşünebiliyorum diye geçirirdi içinden. “Acaba nerde yanlış yaptım ?” sorusunu asla sormamıştı kendisine. Bu onun seçimiydi. Onun kaderi… Kaderin, seçme şansına denk geldiğinide 3 yıl önce yaptığı o seçimle anlamıştı zaten. Daha 28 yaşında başarılı bir pazarlamacıydı. Dört yılda beş kez terfi almıştı. Daha o yaşında zenginliğin ne demek olduğunu idrak edebileceği bir yaşam standartına sahipti. Ama herşey bir anda karanlığa gömüldü.
Son bir aydır, en sevgili dostu olmuş olan 406 numaralı hastahane odasında, yatağında istemsizce yatıyordu. Son üç yılını düşünmekten alıkoyamıyordu kendisini. Evini, ailesini, dostlarını ve hatta tek amacı olan kariyerini bile kaçarcasına terkedişi… Yaptığının nekadar doğru yada nekadar yanlış olduğunu aslında kendiside bilmiyordu. Cesaretle aptallık arasındaki o ince çizgide geçirilmiş üç sene. Tabi birin, üçe eşdeğer olduğunuda bu üç sene sonucunda öğrenmişti.
406 numaralı odanın kapısı yavaşça aralandı. İçeri giren annesiydi. Suratında, içindeki vehameti ve endişeyi gizlemeye çalışan, maskemsi bir tebessüm vardı. Annesi yavaşça ona doğru yaklaştı ve henüz tamamen yitirmemiş olduğu duyma yetisinden faydalanarak, bir arkadaşının onu ziyarete geldiğini söyledi. Yavaşça kafasını çevirdi ve gülümsedi 406 numaralı odanın sakini. Sanki bir ömür geçirmişliğin yorgunluğu vardı üstünde. Halbuki sadece kafasını birkaç santim çevirip, elinden geldiğince dudaklarını kıpırdatmıştı.

Okumaya devam edin ‘Yolların Ardındaki Ev’

13
Eki
09

Seat Exeo

Exeo İspanyol markası SEAT orta sınıfta görücüye sunduğu yeni modeli, amiral gemisi  Exeo yollarda boy göstermeye başladı.

Alt yapısını bir önceki kasa Audi A4′ten, iç mekanı ise neredeyse tamamen A4 Cabrio’dan alan Exeo’ya ne kadar yeni demek mümkündür bilinmez ancak Seat’a yeni bir karizma katacağı kesin.

4661 mm’lik Seat Exeo 5 kişi için yeterli bir iç mekan sunuyor. Ön koltuklar rahatken, arka koltuklar uzun boylular için sınırlı. 6 ileri manuel şanzımanın geçişleri oldukça iyi. Seat Exeo’nun Audi A4’e en çok benzediği noktalardan biri arkası. Plakalık arka tampona entegre edilerek Seat farkı yaratılmış. Geniş bir yükleme ağzı olan 460 litrelik bagaj kullanışlı. Arka koltuklar yatırıldığında bu hacim daha da artabiliyor.

Seat Exeo iç mekan Seat Exeo


Konforu, motor ve şanzımanın uyumlu çalışması ve Seat’ın diğer modellerine kıyasla bir hayli gelişen malzeme ve işçilik kalitesi otomobilin artı özellikleri olarak göze çarpıyor.

Bunun yanı sıra içmekan hacmi ve koltukların küçük olması biraz eksi yaratıyor.

41.300 TL’den başlayan anahtar teslim fiyatıyla ve 1.6 lt ve 2.0 lt benzinli ile 2.0 lt turbodizel motor seçenekleriyle pazara sunulan Exeo yeni bir risk yerine audi platformunda pazara giriş yapıyor.

Bir önceki kasa Audi A4′e ekonomik gücünüz yetmedi ancak aklınızda da kaldıysa ve sıfır kilometre araç almaya niyetliyseniz bu otomobil size göre olabilir.


12
Eki
09

simdi elimde bütün birikimim…kağıda aktardıklarım sadece bir dilim.

simdi ...

12
Eki
09

3 Kriter…

İnsanlar hayatları boyunca birçok şeye sahip olmak isterler.Ama sanırım en önemli 3 şey;iyi bir eş, satın alınnan iyi bir ev ve de iyi bir iş.Size sorsam bu 3 şey neye göre seçersiniz diye.Eminim herkes bana farklı şeyler sıralar.Ben kendi kriterlerimi söylemek istiyorum.

-Ev seçerken;Bir evin içini istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz gerekirse bütün duvarları yıkıp komple salon olarak kullanabilirsiniz yada duvarları istediğniz renge boyayabilirsiniz.Ama eğer ki eviniz güneş görmüyorsa bunu değiştiremezseiniz.

-İş seçerken;Önemli olan çok maaş almanız değil , size para vermeseler bile hergün o işe zevkle gidiyor olmanız ve o işi zevkle yapıyor olmalısınız.

-Eş seçerken; Aşk,sevgi ve anlaşabilmek çok öenemlidir belki ama en önemli şey o insanın yanında kendin olabilmektir.Bir insanı ne kadar severseniz sevin eğer onun yanında kendiniz olamıyorsanız mutlu olamazsınız.Şöyle söylemek gerekirse kimse kendinden tavizler vererek mutlu olamaz.

Sizlere tavsiyem; Evinizin her tarafı güneş görsün, öyle bir iş seçin ki orada hep mutlu çalışın ve en önemlisi yanında kendiniz gibi davranabildiğiniz insanlarla beraber olun…




Zaman Dilimi Göstergeci

Ekim 2009
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eyl   Kas »
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

bize ulaşın

camcerceve@gmail.com

örtmenim arkadaşlar konuşuyo!


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.