Mart, 2010 için arşiv

27
Mar
10

Dünya Sallanıyor!!!!

Biraz sert bir giriş oldu kusura bakmayın..

12 Ocak 2010 Haiti depremi ile başlayalım..Haiti dediğimizde fakir bir ülke geliyor aklımıza..Depremden sonra yaşanan dram hepimizin aklında , bence bu deprem bizleri de yaraladı. sanki kendi geleceğimizi gördük bu depremde..Haiti pek tabi ki hazırlıksız yakalandı.Bir çok insan öldü , evsiz kaldı , kayıplara karıştı…

Haiti yaralarını saraken , tüm Dünya seferber olmuşken Yunanistan 5.2 , Guatemala 6.0 depremi ile sarsıldı…

Tüm bu depremlerin üstüne ,yüzyılın en büyük depremlerinden biri ; 28 şubat günü yaşanan Şili Depremi ile devam edelim.. 8.8 büyüklüğünde ki depreme Şili son derece hazırlıklı yakalandı.Artçı sarsıntısı 7.1 olan bir depremden bahsediyoruz..Şili son derece hazırlıklıydı dedik çünkü yıllar yıllar önce 9.5 i görmüşlerdi yani Şili dersine çalışmış…

4 Mart 2010 Tayvan Depremi ; 6.4 büyüklüğünde ki deprem herkesi korkuttu.Neden mi? Şili depreminin artçılarından biri olan 6.1  ile hemen hemen aynı zamanda olması ve o haftalarda bir çok depremin artçılarla beraber üst üste gelmesiyle beraber konuya vakıf olan herkes konuşmaya cesaret bile edemedi.Bu arada artçılar susmadı(6.2-6.3-7.1-6.9-7.2) .Yoksa depremler birbirini mi tetikliyor?? Tüm bunların üzerine NASA dan çok değişik bir açıklama geldi ; Şili Depremi sebebiyle Dünyanın ekseninde bir kayma oluştu!!!Dünyanın kendi ekseni çevresinde ki dönüş süresi kısaldı!!!Günler kısaldı ustaa!!

Tüm bu haberleri korkarak takip ederken bir Oscar Gecesi ansızın deprem bizi de vurdu…8 Mart 2010 günü Elazığ da 6.0 büyüklüğünde meydana gelen deprem yoksa Büyük İstanbul Depreminin habercisi miydi!! Uzun bir aradan sonra deprem acısını ülkemizde yaşadık. Orada olanlara bizde ağladık bizde üzüldük.

Fakat bilanço her geçen gün kötüye gidiyor.Ne acıdır ki depremle yaşamayı bir türlü öğrenemedik.Ülkemizin büyük bir kısmı fay hatları ile çevrili ve bu fay hatları artık uyumuyor.Hepsi pusuda , heyecan arıyor..Olması beklenen (ki inşallah olmaz) İstanbul Depreminin olası sonuçlarından haberiniz varmı? Yoksa örnek vermemem daha iyi!!

Her geçen saniye yeni depremler olmaya devam ediyor….Elazığ çevresi ve Ege Denizi bugünlerde çok sallanıyor mesela…

Tektonikler , plakalar , fay hatları…….. Tabi ki önüne geçemeyiz , yapabileceğimizin en iyisi hazırlıklı yakalanabilmek.Şili bunu başardı.Japonya depremle yaşamaya çoktan alıştı.Peki biz!!

26
Mar
10

SAFARİSTANBUL

Fotoğraf çekmeye ilginiz var mı? Peki sizinle bu ortak zevke sahip yeni insanlarla tanışmak,sosyalleşip eğlenceli bir haftasonu geçirmek ister misiniz?

O zaman bu pazar günü yapılacaklar listesine bu güzel organizasyonu lütfen ekleyin.Hem gezip eğlenip,hem de manzaranın,anın tadını çıkarabilmek için kaçırılmayacak bir fırsat SAFARİSTANBUL!

Bugün facebook da gezerken rastlayıp,etkinlik detaylarına baktığım bir oluşum bu.Daha önceden katılım almaya başlanmış,ben ne yazık ki bugün farkedebildim.Kuru kuruya kuş,böcük fotoğrafı çekelim türü organizasyonlardan çok daha fazlasını vadediyor safaristanbul.Açıkçası bir şehri aynı zevki paylaştığınız bir grupla,vizörün arkasından eğlenceli bir şekilde görme fikri gerçekten heyecan yaratan bir durum.Hele ki bu şehir İstanbul olunca çok daha keyifli bir hale geleceği aşikar.

Buraya kadar ben fikirlerimi paylaştım sizlerle.Şimdi bir de safaristanbul tanıtım sayfasında yazanları paylaşalım burada;

—————————————————————————————————————————————————-

SAFARİSTANBUL BAHAR ŞENLİĞİ “FOTOPİKNİK” YILDIZ PARKI

- KEK BÖREK PİŞİRMECE GETİRMECE YEMECE :)
- İP ATLAMACA
- TAVLA OYNAMACA
- OKEY OYNAMACA
- HALAT ÇEKMECE
- KÖREBE :)
- ÇOK İSTENİRSE UZUN EŞŞEK :)
veeeeeeeeee
- SÜPRİZ SAFARİOYUN :)
- Unutmadan :) FOTOĞRAF ÇEKMECE :):):)

NOT: Yiyecek içecek ve oyun malzemelerini getirenleri topitopla ödüllendirileceğini önemle duyururuz :)

—————————————————————————————————————————————————-

Ne dersiniz topitop ödülünü de düşününce katılmak oldukça cazip hale gelmedi mi sizce de;)

Gezi hakkında fikir edinmek isteyenler için facebook daki tanıtım sayfasının linki hemen aşağıda;

http://www.facebook.com/ilknuras?ref=mf#!/event.php?eid=112369128777464&ref=mf

26
Mar
10

Boğazın Ateşli Derbisi

”Derbi Maç” denildiğinde aklımıza gelen bir kaç maçtan birisidir ‘Galatasaray-Fenerbahçe’  maçı…

Ama ‘Galatasaray-Fenerbahçe’  maçı dediğimizde  aklımıza ne geliyor ; kavga, küfür , kırmızı kart , yumruk , tekme….

Şimdi burada şu senede şu maç şöyle oldu bu maç böyle oldu diye başlayacak olursak ben işin içinden çıkamam…En azından çok az bir kitleye hitap etmiş olurum ve bu da beni üzer…O yüzden eski ve eğlendirici bir video ile söze başlamak isterim ;

Spikerimizin heyecanı , Tanju’nun tavırları , Ahmet Çakar ve Felsefe , ‘Neden İsmail neden bu taraf’….Canın sıkıldıkça izle…

Ama çok şükür bunları da gördük ;

Bu demeçten önce çok değil yahu önceki yaz ; Arda asist yaptı Türkiye ayağa kalktı , Semih gol attı Türkiye ayağa kalktı , Galatasaraylı Fenerbahçeliye sarıldı beraber ağladı…Ama diyorlar ya futbolcular sahada babamı tanımam diye gerçektende tanımazlar..

Atamızın dediği gibi,  ‘ben sporcunun zeki çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim’

Derbide her iki takıma başarılar dilerken temennimiz dostça bir müsabaka olması yönünde…

En azından Özhan Canaydın için..

25
Mar
10

“Dünyanın en zeki adamı”


Çağımızda çözülememiş en önemli matematik problemlerinden biri olan  “poincare sanısı” rus matematikçi Grigori Perelman tarafından çözüldü.”poincare sanısı” fransız matematikçi Henri Poincare tarafından 1904 yılında ortaya atılan bir teoremdi.Son yüzyılda matematikte en çok merak edilen bu problem sonunda çözülmüş oldu.Bu teoremin çözümünün evrenin oluşumu hakkında merak edilen sorularada kolaylık sağlaması bekleniyor.

Yıllardır çözülemeyen bu soruyu çözdüğü için Grigori perelman’a ödül olarak  1milyon dolar verilecek.Ama Grigori Perelman bu parayı alıp almama konusunda pek emin değilmiş.

22
Mar
10

MESSSİİİİ-MESSSİİİ-MESSSİİİİ

Serbestatış Yeteneksizsiniz Türkiye’yi yazınca günün diğer gündeminin boşa gitmesine gönlüm elvermedi.

Birkaç saat önce Zaragoza karşısında bir futbol şovu sergiledi Lionel Messi.Tam üç gol birden attı bir de maçın sonunda sanki sıkıntıdan penaltı yaptırdı.Onu da son zamanların golsüz santraforu İbra’ya teslim etti.Zlatan da golü yazınca Barca 4-2 aldı deplasman maçını.Mutlu mesut evine döndü.

Maçtan sonra Başkan Laporta apar topar açıklama yapmış Messi dünyanın en iyi futbolcusudur,diye.Dünyanın dört bir yanında da manşetler neredeyse hep aynı “Messi Zaragoza’yı yıktı”.

Messi’nin önünde kaldırmadığı bir tek Dünya Kupası kaldı.O nu da bu yaz Maradona gibi vasat bir direktörle kaldırabilirse tutmayın bizim ufaklığı.

Sürekli karşılaştırıldığı ezeli rakibi Ronaldo’nun bu haberlere bayılmayacağı kesin.Özellikle de Lyon karşısında yaşanan Şampiyonlar Ligi faciasından sonra moraller bozuk Madrid’de.

Yıllar öncesinde altyapıdayken çalışıp,kendimi geliştireceğim diye röportaj veren genç bir çocuğun sözünü tuttuğunu daha da fazlasını yapıp bütün dünyayı büyülediğini gördüğümüz için şanslıyız.

Şanslıyız da biz ne yapıyoruz bu arada?Çalışıp çabalayan insanlara inat,ağzıyla garip efektler yapan sıradan bir darbukacıyı ülke çapındaki yetenek yarışmasında zirveye çıkartıyoruz.Sırf engelli diye o insana yapılacak en büyük kötülüğü yapıyoruz.Biz adam olmayız…

22
Mar
10

Yeteneksiz Siniz Türkiye

Türk Halkının ne kadarda duygusal , masum , çıkarcı , mütevazi , açgözlü ……vs olduğunu bizlere hatırlatan bu yarışma az önce beklenmeyen bir şekilde(hak eden kazandı) sona erdi…Kendi şahsım adına çok zor dakikalar geçirdim..Diğer ülkelerden çıkan yetenekler ve finalistlerimiz arasında bulunan yetenek diye tabir edilen kişiyi karşılaştırdım bir an..Belki bende şu an hata yapıyorum ama ben hatayı yapımcıların en başında yaptığını , iki çift söze tav olarak arkadaşımızı finale taşıdıklarını ve böylece hak edenleri ayıkladıklarını düşünüyorum..Ama olsun direkten döndük.

Tuhaf oldu çünkü enderdir ; hak eden kazandı

Yarışmayı hak ederek kazanan arkadaşlarımızı gönülden tebrik ediyorum…

Şanssız bir şekilde elenen tüm yeteneklerin , Acun Ilıcalı ya kıs kıs güldüğünü görebiliyorum..

Ayrıca final bitene kadar iyilik timsali olup bizlere ders veren arkadaşımızı ,  kazananın elini sıkmak bir yana dursun nasıl siz kazandınız ya  türünden bakış attığı için ailecek tebrik ediyoruz…..

21
Mar
10

Audi A1

 

  Bugüne kadar bayanların ve gençlerin hedef alınarak üretildiği, şimdilerde ise yakıt fiyatlarının el yakmasından dolayı kelli felli dayıların dahi tercihi haline gelen küçük otomobiller segmenti aynı zamanda da çirkinliğin sembolü olmuştur. Hele hele bir Smart nasıl daha çirkin olabilir diye yarışma mı düzenlesem diye düşünüyorum. Sanki ekonomik olma, kolay park, pratik sürüş beraberinde çirkinliği de getirmeliymişcesine otomobil üreticileri bu segmendeki modellerini birbirinden çirkin yaptılar. Tek bir istisnayla!!!! MİNİ’ler…. Evet sadece Mini markası Cooper,One gibi modelleri başta olmak üzere bu gidişata karizmatik bi son verdi ve 7′den 70′e bu tutumu ödüllendirildi…

   Ancak Mini’nin tahtına göz diken yada en azından göz kırpan bir modelle karşı karşıyayız… Audi A1!

Alman mühendisliğinin takdir kazanmasında çok önemli bir rol oynayan Audi; son numarası A1′i basına tanıttı. Yakışıklılıktan başladık ya, selefi sayılabilecek A2′ye göre kıyaslanmayacak bir güzellikte tasarımla karşımıza çıkan A1, aynı zamanda hybrid motor seçeneğiyle çağın ekonomik ve çevreci modasına da ayak uyduruyor.

                        

 Hepsi yakıt tasarrufu sağlayan durma-kalkma teknolojisi ve fren enerjisi geri kazanımı içeren iki benzinli motor ve iki de dizel motor seçeneğiyle sunulacak A1′in en tutumlusu, gücünü Volkswagen Golf’ta kullınılan 90 bg’lik, 1.6 litrelik dizel motordan alıyor. Bu motor kilometrede 99 gram CO2 emisyonuna sahip ve 100 kilometrede 3.8 litre yakıt tüketiyor. Yeni geliştirilmiş 1.2 litre hacme sahip 86 beygir gücündeki “giriş seviyesi” motorun CO2 emisyonu 119 gr/km, yakıt tüketimi ise 100 kilometrede 5.1 litre. Muadili Mini One, emisyon ve yakıt tüketimi 127 gr/km ve 100 km’de 5.4 litre ile 98 bg gücünde, 1.6 litrelik bir benzinli motora sahip.

A1 öncelikli olarak üç kapılı bir hatchback şeklinde satışa sunulacak; 2011’de beş kapılı bir modelin de seriye katılması planlanıyor. Audi, modern tarza sahip A1 ile, Mini’nin retro tarzını tercih eden 25-35 yaş arası müşterileri hedef alıyor. Ve  Audi yine genç müşterileri çekmek için A1’in kolaylıkla kişiselleştirilebilmesini sağlamış. Örneğin karşıt renklerde sipariş edilebilen, A ve C sütunu boyunca uzanan bir tavan şeridi eklenebiliyor.

Geçtiğimiz günlerde Cenevre otomobil fuarında Justin Timberlake tarafından tanıtımı yapılan A1′in bu senenin yazında piyasaya sunulacağı ve ekim ayı gibi de Türkiye’de satışa sunulacağı söyleniyor.

12
Mar
10

90′lı yılların cazibesi

  

    Doksanlı yıllar ve o güzel cazibesi. Hatırlarmısınız o yılları ? Hani çoğumuzun evinde daha internetin olmadığı, olanların ise çevirmeli ağla bağlanıp sabaha kadar MIRC ve Zurna’da muhabbetin belini kırarken, telefon faturası geldiğinde “baba söz bidaha olmayacak inan bak” gibi cümleler sarfetmesinin olağan olduğu zamanlar. Eh olmayanlarımız daha mı şanslıydılar bilemem ama pazar gecesi sendromunu yaşayanlarımız onlardı. Hangi şehirde hangi cinsiyetten olursanız olun bu değişmezdi. Sıralamada ufak değişiklikler olsada genel itibari ile aile efradı ile akşam yemeği yenir sonra anne zoru ile banyo yapılırdı ve arkasından ailecek televizyon başına geçilerek “Bizimkiler” izlenirdi.  Ve işte pazar gecesi sendromuna yakalanılan nokta bizimkilerin ardından o harkülade jenerik müziği ile “Parliament Pazar Gecesi Sinema Klübü”. (Hatırlamayanlarımız yada hatrlayıpta tekrar dinlemek isteyenlerimiz için işte o şarkının sahibi ve adı: Karla Bonoff – All My Life) Eğer okul ödevleri cuma günü okuldan eve gelinince dergap yapılmış ve anneye sırnaşıklıkta sınır tanımaz bir anlayış içerisinde olunursa televizyon karşısında eğlenceli olduğu kadar kabus dolu bi iki saat daha geçirilirdi. Çünkü ertesi gün yeni bir okul haftasının ilk günüdür ve muhtemelen resim dersinin ödevini yapmayı unutmuş olurdunuz. Bütün o endişeye rağmen bir çırpıda patlamış mısırınızı eğer kış aylarındaysanız kestanenizi silip süpürür filminizi izlerdiniz. Burada unutulmaması gereken şey bir sonraki hafta aynı tekrarı usanmadan yapmak istiyorsanız (ki yapabiliceğiniz en eğlenceli şey budur) yatmadan önce sütünüzü içip dişlerinizi fırçalamanız. Yoksa bir sonraki hafta cezalı olup geceyi erken kapatmanız muhtemeldir.
   Belkide bizler son şanslı kuşağız. Doksanlı yılları ikinci yarısındada olsa yakalayabildik. Binalar ve otoparklar arasına sıkışmış bir cocukluktan birkaç sene beride kalarak, sivrisinekler uzak dursun diye mahalle aralarına sıkılan o beyaz dumanın arkasından koşabildik. Son “Susam Sokağı” çocuklarıydık belkide. Doksanlı yılların sonunda BBC’nin o korkunç marslı canavarları istila etti tabi Susam Sokağı’nın yerini. Tinky-Winky, Laa-Laa, Po ve Dipsy duraksız olarak merhaba iyi günler ve hoşçakalın derken sanırım çoğu çocuğun şizofreniyle o erken yaşında tanışmasına sebep oldu. Amaçsızca oraya buraya koşturup aynı sözcükleri ve işi devamlı tekrarlayan bu canavarcıklar bünyelerde bir nevi hipnoz etkisi yaparken, absürd bir şekilde devamlı sarılan cinsiyetsiz teletabiler şahsen bende sadece bir kez izlemiş olmama rağmen korku ve tiksinti arasında muallakta kalmış bir ifadeye bürünmeme sebep olmuştu. Halbuki Susam sokağı’nın en korkunç karakteri Kurabiye Canavarı bizlere kurabiye ve sütü sevdirmiş, Edi ve Büdü akıllarımızda dostluk anlayışının ilk temellerini oluşturmuştu. Şahsen ben çevreyi kirletmemem gerektiğinide Kurbağa Kermitten öğrenmiştim.
   Sadece çocuklar değil aslında konu. Gerek televizyon ve yayıncılık anlayışı olsun gerekse sanat açısından çok daha güzeldi o yıllar. Düşünsenize Yonca Evcimik’in “Ballı lokma tatlısı aman hadi hayırlısı” dönemleri. Televizyonda gerçekten izlemeye değecek yapımların olduğu dönemler. Daha “Aşk-ı Memnu” ve “Yaprak Dökümü” romanları dizi haline getirilip reyting uğruna mahvedilmemişlerdi. Ozamanlar televizyonda “Süper Baba”, “Mahallenin Muhtarları”, “Perihan Abla”, “Yazlıkçılar”, “Şehnaz Tango”, “Alf”, “Bizim Ev (Full House)”, Bizimkiler ve daha birçok güzel yapım vardı. Belkide o dönemlerde televizyonculuk reyting=rant anlamına mukabil değildi.
   Heleki televizyon hayatımıza şifreli yayının ilk girdiği o dönem unutulmazlar arasındadır. Bir vuku çıkarıpta kapı komşunuzun çocuğunu hırpalamak için en büyük bahanemizdi o dekoderler. Ama dekoder olmadan yayın şifresinin çözülebildiği söylentisinin yayılması çok daha hoş anlatılara yol açmıştı. “Ortak aynaya deodorant sıkıp televizyona o aynadan bakıyormuşsun şifre kalkıyormuş.” Ancak bu yöntemlerin en enteresanı amuda kalkarak şifreli yayını çözme girişimleri olmuştur. “-Oğlum amuda kalkıyromuşsun şifre çözülüyormuş. =Hadi be ordan, deodorant dedin denedik bi cacık çıkmadı. Şimdide amuda kalk diyosun, olmadı bide şıpagat çekiyim. -Ortak yok valla bu işe yarıyormuş. Hani bu göz retinası herşeyi tersten algılıyormuş ya, amuda kalkınca zaten herşey tersine dönüyor. Gerisini retina hallediyor işte anlasana be oğlum.” Tabi bide işi inada bindirip “şifrelide olsa izlerim ben bunu” tabiatı vardı. İşte bu noktada bazı vatan evlatları sınırları aşıp şifreli yayının alt yazısını çözmeyi başarmıştır. Söz konusu inatsa gerisi fasa fiso. “-Ortak bu gece bizdeyiz. Kanıtlıyacağım sana şifreyi çözdüğümü. = Tamam ulan. Ama bak çözemezsen bi tüp çokella alırsın bana. -Tamam oğlum sorun değil.” Tabi bu işin gece yapılmasının asıl sebebi doksanlı yıllarda kırmızı nokta günümüzde ise +18 olarak tanımlanan yayın akışının başlamasıdır. “-Oh lan yattı bizimkiler sonunda. Bir ara hiç gitmicekler odadan sandım. =Tamam hadi göster şunu. -Ortak sadece alt yazıyı çözebiliyorum. Ama Çinde bi adam varmış o tamamen kaldırıomuş şifreyi.  =Tamam hadi bırak dırdırı icraat görelim.” Biraz bekleyişin ardından azmeden vatan evladı şifreli yayının alt yazılarını çözdüğünü kanıtlar. “Ortak diyoki ‘Akşam kocam evde olmayacak. Erken gel. Şampanyayı ve çileği unutma.’ Dur lan bu geçen bölümdü ya. Tüh lan tekrarıymış bu.”
   Sanata ve sanatçıya verilen değer yerindemiydi peki ? Hayır, ancak günümüzdekinden daha iyi bir noktada olduğu kesin. En azından her gün yeni bir şarkıcı çıkıp ben sanatçıyım diye bağırmıyordu. Sanatın bir tarifi mevcuttu. Ülkü Ünal denildiğinde “Evet müthiş bir sanatçı.” denilmesede, “Evet adını duymuştum. Ressamdı sanırım.” denilir, sanat ve sanatçılık sadece şarkılardan ibaretmiş gibi dillendirilmezdi. TRT’de ki kıvırcık saçlı ressam amcanın isminin “Bob Ross” olduğunu bilmezdik belki ama sanki başta bişeye benzemeyecekmiş gibi duran resimleri birer şahesere dönüştürüşünü birçoğumuz hayranlıkla izlerdik. Oğuz Aral’ın Avanak Avni’si ve “Huysuz İhtiyar”ını, heleki Aziz Nesin’in hikayelerini okumadan mizah anlayışını tanımlamak pekte mümkün değildir sanırım. Tabi bide doksanlı yıllarda başlayan bir efsane karikatür serisi vardır. Mehmet Çağçağ’ın “Daral ve Timsah”ı. Diğer isimleriyle “Tripanazomigambiyetsizler”. Her nekadar serinin amacı Mehmet Çağçağ’ın amacına tam olarak ulaşmasada bizler tarafından çok sevilmiş, arkadaş çevresinin itina ile gözlerine sokularakta sevdirilmiştir. Bize Daral’ı anlatmak sevdirmek istesede birçoğumuz Timsah’ı sevmiştik. Tamam doğruyu söyleyelim Timsah’ın maceralarını sevmiştik. O vurdum duymaz, utanmaz ve edepten bi okadar uzak hali “Ulan be ahh” nidalarının yanı sıra kahkahalarıda yükseltmiştir.
    Şimdiki kuşaklar bizden daha şanslılarmı bilemem. Ama yozlaşmaya bizden daha yakınlar. 2000′li yıllarda başlayan “Avrupa Yakası” dizisi ile bir “hebede hübede” gençliği türedi. Aslında bu durumu sadece o diziye yıkmak haksızlık olur. Zaten var olan bir kesimin konuşma şeklinin eleştirisi olmuştu dizideki replikler. Ancak şu unutuldu ki bizim halkımız eleştiriyi pek sever ve sevmeklede kalmaz hemen uygular. Tabi haliyle ailelerinin bile telafuzlarını çözümleyemediği ‘o’ ve ‘u’ harflerinin uzatılarak şekillendirilmesi ve yer yer ‘a’ harfinin ‘ı’ harfine dönüştürüldüğü bir konuşmaya yani “hebede hübede” lisanına sahip gençliğimiz Yeni Bin Yıl da bizlere merhaba dedi. Daha o yıllarla ilgili anlatılabilecek okadar çok şey varki….
   Malesef 2000li yıllardaki yeni gençliğimiz hızlı bir yabancılaştırma dayatmasına maruz kalırken kendi kültürlerinide ayakta tutmak durumundalar. Yaparlarmı açıkcası onuda kestiremiyorum. Ancak günümüz çağının nimetlerinden faydalanırken, kendilerini “Gerçek Zamanlı Rol Yapma Oyunları”na kaptırmak yerine, öncekilerden onlara kalmış miraslara göz atmak için bu alet edavatı kullanırlar ise (Yani oturduğun sandalyeden kaba etini bile kaldırmadan internete girip biraz araştıracaksın. Kütüphaneler tarih oldu şanslısınız. Yorulmaya son!) sanırım çok şey kazanırlar ve tabi kazandırırlar. Hikayelerinizde eksik cümlelere yer vermemeniz dileğiyle. Sevgiyle kalın…

11
Mar
10

(zamansız pantolonistan 3.bölüm)Yok mu oluyoruz yoksa yok mu ediliyoruz ,söndürülemedik ama olmayan zamanda da kaybolduk 0.o

Zamansız Pantolonistan

Zamansız Pantolonistan

08
Mar
10

Türkiye’de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı.Tüm Dünyanın Kadınlar Günü Kutlu Olsun : )Camçerçeve editoryası …




Zaman Dilimi Göstergeci

Mart 2010
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Şub   Nis »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

bize ulaşın

camcerceve@gmail.com

örtmenim arkadaşlar konuşuyo!


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.