Mart, 2011 için arşiv

18
Mar
11

basit bir kelime olsa da yükü ağırdır cümle içinde dostluğun.

Ey dost! Sen ki bilmez misin halim nicedir de sorarsın ahvalimi ?
Sen ki, dört duvar arasında mayalanmışız birlikte.
Üç hoş kelam edipte dindirmek dururken figanımı
Ey dost! Sen ki bilmez misin halim nicedir de sorarsın ahvalimi ?

Orkun DAĞLAROĞLU

 

Bu günlerde her şey zor. Yaşamak, öğrenmek, çalışmak hatta ölmek bile… Dışarı çıktığınızda gideceğiniz yere sizi yönlendirecek yol tabelaları bile zorlaştırır hale geldi hayatlarımızı. Bilgi çağında yaşıyoruz. İnternetten alışveriş yaparak hayatımızı kolaylaştırırken yine internet üzerinde dolandırılarak hayatımız mahvedilebiliyor. Daha sonrada kifayetsiz kalan haykırışlar sonuçsuz kalan ağıtlara dönüşüyor. Bizlere, sanki kendilerinden büyük ödünler vererek hizmet sunuyorlarmış gibi gösteripte sayfalar dolusu sözleşmeyi kucağımıza ittiren iletişim şirketlerine ne demeli ? İş sözleşmenin iptaline geldiğinde vakti zamanında başlatmış olduğumuz sözüm ona dostluk bir anda ödenmesi gereken diyete dönüşüyor. Yani ticarete. İşte bu andan sonra kumarhanedeki müşteriler olduğumuzu anlıyoruz. Kasa hep kazanır!

Şimdi diyeceksiniz ki bunun ne alakası var dostluk la? Çok benzeşen iki konudur dostlukla ticaret. İkisinde de bir şeyler alıp verirsiniz. Ticarette hizmet yada mal karşılığı ücrettir alınıp verilen. Dostluktaysa hoş sohbet ve dert ortaklığı karşılığı verilen ödünler. Çok mu materyalist bir yaklaşım oldu? Aslında bu soruyu üniversiteyi ailesinin yanından ayrılıp başka şehirlerde okumuş olan arkadaşlarımıza sormak gerekir. Yurtta geçirilen ilk senenin ardından (alışma evresi) eve çıkmak için arkadaş arama uğraşları… İşte size dostluğun ticarete dönüştüğü ilk an. Bu noktada ödünlerin yanına fazladan eklenen birde zorunluluklar gelir. Hele ki ev arkadaşlarınızla (arkadaşınızla) aynı bölümde okumuyor iseniz hepten duman altı… Eve çağırılan diğer arkadaşlar (diğer bir bakış açısıyla misafir olarakta tanımlanabilir), ev içi ortak harcamalar, kira ödemeleri, aidat ve fatura giderleri… uzarda uzar bu liste. İşte bu noktada mühim olan husus ev arkadaşınızla aranızdaki dostluk bağıdır. Aranızdaki dostluk ilişkisi ticarete mi benzemeli yoksa ticaret mi olmalı ?

“Hadi be oradan sen hiç dost edinmemişsin demek ki!” Evet buda bana yöneltebileceğiniz tepkilerden biri olabilir. Halbuki bir bilseniz ne muazzam dostluklara havi bu beden. Şimdiye kadar anlattıklarım günümüz dostluklarının genel yapısı. Lise döneminin sonu itibariyle dostluk kavramı ne kadar üzücüdür ki tekrar şekilleniyor insan zihninde. Üniversite hayatıyla birlikte de çıkar ilişkisi halini alıyor maalesef. Çevre edinme maksadı, vize final dönemi not bulma telaşı, borç para için yolunabilecek kaz (sahte dost ayakları) vesaire. Kısacası kazık yedikçe değişiyor tanımlamalar. Bu birkaç sene içerisinde kendisine bir çekirdek kadro oluşturabilen kişilerse son tanımlarına ulaşabiliyor. Tabi dört beş sene aynı evde bir tastan çorba içip de (ne bekliyordunuz bonfile mi?) son sene sen şunu yaptın bunu dedin bana nanik yaptın hüleeeaan nidalarıda yükselebiliyor. Naparsınız mukadderat! (Not: Sırf bu yüzden paraya kıyıp tek başına eve çıkmış cebi boş ama aklı hür insanlar mevcuttur. Buda bir gerçek)

Halbuki gerçek dostluklarda üçün beşin olmadı onbeşin lafı edilmez. Bilinir ki o dosttur. Onun için değer. Aç yatılır ama aç bırakılmaz. Bugün sana yarın bana hesabı ki hiç yapılmaz! Üzüntüsü kederi oldu mu hemen kurulur bir çilingir sofrası. Keza masada lüfer aranmaz. Harc edilir peynir rakıya. Ondada kim kaç dilim yedi sorulmaz. Dert dağıtılır, yüzlere gülümsemeler yerleşir ardınca. Koltuk aralarına kaçmış bozuk paralar toplandıktan sonra birde işkembe içmeye gidilir sabahın üçünde. Ondada para yetişmez. Bu seferde çorbacıyla pazarlık yetişir imdada. Doğum gününde hediye olarak verilen yüz gram keçi boynuzudur bazen. Yada sevgilisinde ayrıldığında hiç söz etmeden iki bira kapıp çökmektir kaldırıma beraber. Türevi artarda artar anlatılabileceklerin. Yeterki azda olsa varolsun bunları paylaşabilecek nefes sayısı. Demem o ki sevgili dostlar, kazanımların değerini bilerek yaşamak gerek. Kadehimi en değerli varlıklarımızdan olan dostlarımıza kaldırarak yazıma son noktayı koyuyorum.

Hikayelerinizde eksik cümlelere yer vermemeniz dileğiyle. Esen kalın…

04
Mar
11

makyaj güzeli


Peugeot yenilenen yüzüne bir yeniliği daha 308’İ makyajlayarak getirdi. Bir başka değişle Peugeot’nun sonu 8’le biten model kodlamasının ilk üyesi olan 308, geride bıraktığı 5 yılın sonunda yeni bir yüze kavuşarak, üreticinin değişen tasarım felsefesine adapte edildi.

Daha fazla şıklık, daha az tüketim…

İlk baharın gelmesiyle tazelenecek olan 308, daha ekonomik motorları ve kendisi gibi yeni olan ağabeyi 508 gibi start-stop otomatiğiyle ömrünün ikinci yarısına sağlıklı bir şekilde giriyor.

Otomobil firmalarının makyaj stratejileri çok önemlidir. Bir yandan otomobilin pazardaki payına yeniden hareket katmayı amaçlarken, diğer yandan makyajı abartarak önceki versiyondan çok fazla ayrılıp, önceki versiyona sahip müşterileri ellerinde çok eskimiş bir otomobil olduğu hissine sokmaması gerekir.
Peugeot 308’in makyaj işleminde bu dengeyi fevkalade sağlamış görünüyor. Bir yandan mevcut 308 sahiplerini üzmezken, diğer yandan benim gibi 308’e pek ilgi duymayanların bile ilgi odağını üzerine çekecek detaylara dokunmuşlar.

Peugeot tasarımcıları adeta uzman bir estetik cerrah gibi aracın burnuna ufak bir müdahalede bulunmuşlar. Artık daha şık bir burun var. Makyajla birlikte devasa ızgaralar küçültülmüş, yeni tasarım farlar 308’e daha kendinden emin göze daha hoş gelecek bir ifade kazandırmış. Bumerang şeklini andıran LED’li gündüz farları (Active ve üzeri donanım paketi) ise havasına hava katmış.
İç mekanda kapı kolları ve dekorasyon elemanları dışında pek bir değişiklik yapılmamış.
308’in CC versiyonunda arkada güzel detaylar dikkat çekerken SW modelinde arkada neredeyse hiçbir değişiklik bulunmuyor.
Ayrıca makyajlanan 308’in yeni jant ve 3 yeni gövde rengi seçenekleri de sunuluyor.

Yapılan makyajla birlikte değişen tasarım 308′in aerodinamik katsayısını 0.29 Cd’den 0.28 Cd’ye düşürürken, 25 kilogram azalan ağırlık da yakıt tüketiminin düşürülmesine hizmet ediyor. Şimdiye kadar sadece orta sınıf 508′de otomatik şanzımanla birlikte sunulan mikro hibrid e-HDi teknolojisi, makyajlı 308′le birlikte manuel şanzımana kavuşurken, düşük yuvarlanma dirençli lastiklerin de katkısıyla, yaz aylarında yollara çıkacak olan bu versiyon 98 g/km’lik çok düşük CO2 değerine sahip. Start-stop sistemine sahip olan manuel şanzımanlı e-HDi versiyonu, otomatik şanzımanlı 508 e-HDi’dan farklı olarak 8 km/s yerine, hız 20 km/s’nin altına düştüğünde motoru otomatik olarak stop ediyor. Mevcut 308′den tanıdığımız motor seçenekleri Euro 5 emisyon normlarını karşılayacak seviyeye getiriliyor.

Şöyle bir müjdeli haberimiz de var ki; Peugeot, müşterilerin bütçelerini de zorlamayacak. Hatta tam tersine Peugeot makyajlı modellerinin fiyatında hafif bir indirime gidecek.

03
Mar
11

savaştığım an yitirdiklerim gözümün önüne geldi .

02
Mar
11

Yıldız Kayması

Her yıl sezon sonu itibariyle gazetelerde transfer haberleri yer almaya başlar.Tabiki özellikle o yıl 3büyüklerden kim iyi bir sezon geçirmediyse başrolde o takım vardır.Ama bu takımlar için genelde gündemdeki isimler hep yıldız futbolculardır.Peki gerçekten 3büyüklerin bu yıldızları alma çabasındaki amaç başarı mı ?

Ülkemize birçok ünlü futbolcu geldi ama pek başarılı olamadılar.Ama takımlarımız  hala, nasıl ünlü bir futbolcu alırız düşüncesinde.Peki bu transferleri kim yapıyor ?Gerçekten bir transfer komitesi var mı takımlarımızda?Yapılan transferlerdende gördüğümüz üzere tabiki böyle birşey yok.Transfer komitesi var da başkanlara sundukları oyuncular quaresma, simao, misimovic, elano mu cidden.Çok uğraşmışlardır heralde  simaonun nasıl bir futbolcu olduğunu öğrenmek için.

Önümüzde Gaziantepspor ve Kayserispor örneği var.Sezon başında hangi noktalarda eksikleri varsa o noktalara başarılı transferler yaptılar ve şu andada çok iyi gidiyorlar.Ama nedense 3büyüklerde böyle bilinçli transferler göremiyoruz.Beşiktaş bu sezona başlarken çok önemli transferler yaptı ama  istediğini elde edemedi, devre arası geldiğinde beşiktaş hız kesmedi ve yıldız transferlere devam etti.Ama bu transferler yine hücuma yönelikti takımın en gerekli bölgesi defansa değildi.Gerçekten şu anki 2 yıldız futbolcu almeida ve fernandes mi yoksa sağlam bir defans oyuncusu mu daha gerekli beşiktaş’a.Geçen yıl da galatasarayda bu yoldan gitti ve sonuç yine aynıydı başarısızlık. Takımlarımız medyada gündem yaratıp, transfer sonrası taraftarı havaalanına toplamak için transfer yapmak yerine, tarihlerine bakıp başarının nasıl futbolcu ve yönetimlerle kazanıldığına bakıp transfer yapmaları lazım.

Acaba bu kadar yıldız futbolcu yerine düzgün transfer komiteleri kurup, güvenilir yerli futbolcular alıp, alt yapılar güçlendirilse gerçekten bundan daha mı başarısız olunucak.


02
Mar
11

yeni punto evo reklamı

son zamanlardaki en başarılı otomobil reklamlarından biri olmuş kendisi…

01
Mar
11

yorumsuz…

Ve italyan otomobili yarattı…
Lamborghini Aventador LP700-4 fazla söze gerek yok, görsel şölen sizin için…

This slideshow requires JavaScript.




Zaman Dilimi Göstergeci

Mart 2011
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Şub   Nis »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

bize ulaşın

camcerceve@gmail.com

örtmenim arkadaşlar konuşuyo!


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.