Ey dost! Sen ki bilmez misin halim nicedir de sorarsın ahvalimi ?
Sen ki, dört duvar arasında mayalanmışız birlikte.
Üç hoş kelam edipte dindirmek dururken figanımı
Ey dost! Sen ki bilmez misin halim nicedir de sorarsın ahvalimi ?
Orkun DAĞLAROĞLU
Bu günlerde her şey zor. Yaşamak, öğrenmek, çalışmak hatta ölmek bile… Dışarı çıktığınızda gideceğiniz yere sizi yönlendirecek yol tabelaları bile zorlaştırır hale geldi hayatlarımızı. Bilgi çağında yaşıyoruz. İnternetten alışveriş yaparak hayatımızı kolaylaştırırken yine internet üzerinde dolandırılarak hayatımız mahvedilebiliyor. Daha sonrada kifayetsiz kalan haykırışlar sonuçsuz kalan ağıtlara dönüşüyor. Bizlere, sanki kendilerinden büyük ödünler vererek hizmet sunuyorlarmış gibi gösteripte sayfalar dolusu sözleşmeyi kucağımıza ittiren iletişim şirketlerine ne demeli ? İş sözleşmenin iptaline geldiğinde vakti zamanında başlatmış olduğumuz sözüm ona dostluk bir anda ödenmesi gereken diyete dönüşüyor. Yani ticarete. İşte bu andan sonra kumarhanedeki müşteriler olduğumuzu anlıyoruz. Kasa hep kazanır!
Şimdi diyeceksiniz ki bunun ne alakası var dostluk la? Çok benzeşen iki konudur dostlukla ticaret. İkisinde de bir şeyler alıp verirsiniz. Ticarette hizmet yada mal karşılığı ücrettir alınıp verilen. Dostluktaysa hoş sohbet ve dert ortaklığı karşılığı verilen ödünler. Çok mu materyalist bir yaklaşım oldu? Aslında bu soruyu üniversiteyi ailesinin yanından ayrılıp başka şehirlerde okumuş olan arkadaşlarımıza sormak gerekir. Yurtta geçirilen ilk senenin ardından (alışma evresi) eve çıkmak için arkadaş arama uğraşları… İşte size dostluğun ticarete dönüştüğü ilk an. Bu noktada ödünlerin yanına fazladan eklenen birde zorunluluklar gelir. Hele ki ev arkadaşlarınızla (arkadaşınızla) aynı bölümde okumuyor iseniz hepten duman altı… Eve çağırılan diğer arkadaşlar (diğer bir bakış açısıyla misafir olarakta tanımlanabilir), ev içi ortak harcamalar, kira ödemeleri, aidat ve fatura giderleri… uzarda uzar bu liste. İşte bu noktada mühim olan husus ev arkadaşınızla aranızdaki dostluk bağıdır. Aranızdaki dostluk ilişkisi ticarete mi benzemeli yoksa ticaret mi olmalı ?
“Hadi be oradan sen hiç dost edinmemişsin demek ki!” Evet buda bana yöneltebileceğiniz tepkilerden biri olabilir. Halbuki bir bilseniz ne muazzam dostluklara havi bu beden. Şimdiye kadar anlattıklarım günümüz dostluklarının genel yapısı. Lise döneminin sonu itibariyle dostluk kavramı ne kadar üzücüdür ki tekrar şekilleniyor insan zihninde. Üniversite hayatıyla birlikte de çıkar ilişkisi halini alıyor maalesef. Çevre edinme maksadı, vize final dönemi not bulma telaşı, borç para için yolunabilecek kaz (sahte dost ayakları) vesaire. Kısacası kazık yedikçe değişiyor tanımlamalar. Bu birkaç sene içerisinde kendisine bir çekirdek kadro oluşturabilen kişilerse son tanımlarına ulaşabiliyor. Tabi dört beş sene aynı evde bir tastan çorba içip de (ne bekliyordunuz bonfile mi?) son sene sen şunu yaptın bunu dedin bana nanik yaptın hüleeeaan nidalarıda yükselebiliyor. Naparsınız mukadderat! (Not: Sırf bu yüzden paraya kıyıp tek başına eve çıkmış cebi boş ama aklı hür insanlar mevcuttur. Buda bir gerçek)
Halbuki gerçek dostluklarda üçün beşin olmadı onbeşin lafı edilmez. Bilinir ki o dosttur. Onun için değer. Aç yatılır ama aç bırakılmaz. Bugün sana yarın bana hesabı ki hiç yapılmaz! Üzüntüsü kederi oldu mu hemen kurulur bir çilingir sofrası. Keza masada lüfer aranmaz. Harc edilir peynir rakıya. Ondada kim kaç dilim yedi sorulmaz. Dert dağıtılır, yüzlere gülümsemeler yerleşir ardınca. Koltuk aralarına kaçmış bozuk paralar toplandıktan sonra birde işkembe içmeye gidilir sabahın üçünde. Ondada para yetişmez. Bu seferde çorbacıyla pazarlık yetişir imdada. Doğum gününde hediye olarak verilen yüz gram keçi boynuzudur bazen. Yada sevgilisinde ayrıldığında hiç söz etmeden iki bira kapıp çökmektir kaldırıma beraber. Türevi artarda artar anlatılabileceklerin. Yeterki azda olsa varolsun bunları paylaşabilecek nefes sayısı. Demem o ki sevgili dostlar, kazanımların değerini bilerek yaşamak gerek. Kadehimi en değerli varlıklarımızdan olan dostlarımıza kaldırarak yazıma son noktayı koyuyorum.
Hikayelerinizde eksik cümlelere yer vermemeniz dileğiyle. Esen kalın…
0 Yanıt, “basit bir kelime olsa da yükü ağırdır cümle içinde dostluğun.”