Yazar için Arşiv

03
Eyl
10

SEN

En güzel günlerimin

Üç mel’un adamı var:

Ben sokakta rastlasam bile tanımayım diye

En güzel günlerimin bu üç mel’un adamını

Yer yer tırnaklarımla kazıdım

Hatıralarımın camını..

En güzel günlerimin

Üç mel’un adamı var:

Biri sensin,

Biri o,

Biri ötekisi..

Düşmanımdır ikisi..

Sana gelince…

Yazıyorsun..

Okuyorum..

Kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa,

İnsanın bu rütbe alçalabilmesinden korkuyorum..

Ne yazık!..

Ne kadar beraber geçmiş günlerimiz var;

Senin

Ve benim

En güzel günlerimiz..

Kalbimin kanıyla götüreceğim

Ebediyete

Ben o günleri..

Sana gelince,

Sen o günleri

Satıyorsun:

Günde on kaat,

Bir çift rugan pabuç,

Sıcak bir döşek

Ve üç yüz papellik rahat için…

En güzel günlerimin

üç mel’un adamı var:

Biri sensin,

Biri o,

Biri ötekisi…

Kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi…

Sana gelince…

Ne ben Sezarım,

Ne de sen Brütüssün…

Ne ben sana kızarım

Ne de zaten zahmet edip bana küssün..

Artık seninle biz,düşman bile değiliz….

11
May
10

Elif Şafak Üzerine…..

Elif Şafak 2009 yılının en çok kazanan Türk yazarıdır..

Resmi rakamlarla kitapları 550.000 (gayrıresmi sonuçlara göre 5.0000.000–KorsanKitap–) adet satılmıştır..Hakkında birşeyler yazmak istedim.Belki de bunu bir saygı duruşu olarak kendime görev addettim..Belki de hala adını duymayan varsa ve o (Elif Şafak’ı tanımayan kişi) bizi takip ediyorsa adını duyurmak istedim….

Her zaman olduğu gibi ; onu karalayan düşünceler , yazılar şöyle bir yana dursun ……..

Kendisinin her hangi bir kitabını okuyup hayran olmayan bir kitapsever tanımıyorum diyebilirim..”Mahrem” ile adını duyuran  , ”Baba Ve Piç” ile mahkemelik olan  ve ”Aşk” ile zirve yapan yazarımız bugüne kadar yabancı dilde de bir çok kitap yazdı…Amerika’da Avrupa’da çeşitli üniversiteler de hocalık yaptı.Gerek hocalığı olsun gerek kitapları olsun çalışma yaptığı konular ”Kadın ve İslamiyet” , ”Mistisiszm” , ”Edebiyat ve Kadın” gibi konulardır(anlayacağınız üzere burada bir ortak payda var) fakat asıl merak konusu olması gereken onun tasavvufla nasıl tanıştığıdır bence..Çünkü , öyle içten bir aşk anlattı ki bizlere hayran olmamak elde değil , büyüsüne kapılmamak elde değil..Pembe kapağına aldananları kırmamak adına bir de siyah kapaklı çıkardı kitabını..Ne yaptı etti kitabı milyonlar sattı..Otobüste , tramvayda , metroda , vapurda Elif Şafak okundu tartışıldı tanıtıldı..O bunu gerçekten hakediyor…

Son romanı ”Kağıt Helva” da ise bugüne kadar yayınladığı kitaplardan seçilmiş paragraflara yer verdi yazarımız.Sanırım o da kendi kitaplarına bir nevi saygı duruşu yaptı..Şu anda ise gazetede yazdığı yazılarla hayranlarına dokunuyor yazarımız..Çalışmaları devam ediyor tabi ki..

Yeni kitaplarını dört gözle bekliyoruz…

Unutmadan tekrar yazalım ; kitap okumak bir hobi değildir , sadece zamanı iyi değerlendirmektir…..

(—Bundan sonrası Habertürk den alıntıdır—)

Elif Şafak
‘Dışarı’ korkusu

22 Nisan 2010 Perşembe,

ÇOCUKLUĞUMUN bir kısmı İspanya’da geçti. 1970’lerin Ankara’sından sonra Madrid alabildiğine farklıydı, renkliydi. Zil, şal ve gül, şendi. Sokaklarda ne kadar çok kadının yürüdüğünü gördükçe şaşırdığımı hatırlıyorum. İspanyol kadınları ürkek değildi. Bedenlerini ve kıyafetlerini bir yük gibi taşımıyorlardı. Kamusal alan sadece erkeklere ait değildi, herkesindi.

Madrid’dekinden tamamen farklı bir kamusal alan düzenlemesini seneler sonra Amman ve Şam gezisinde gördüm. Amman sokakları daha farklı bir yazı konusu ama Şam sokakları ağırlıklı olarak erkeklere aitti. Etraftaki yayalar, görevliler, sürücüler, seyyar satıcılar, ekseriya erkekti. Orada yabancı olmak, kadın olmak, farklı olmak nında dikkat çekiyor, bireyi boğan bir hal alıyordu.

Bir an için iki hayali şehir düşünün. Birinin sokaklarında, meydanlarında sadece erkekler olsun. Diğerinin kamusal alanında kadınlar ve erkekler beraber ve özgürce dolaşsın. İki şehrin bireyler üzerindeki etkisi aynı değil. Ritmi, enerjisi, havası aynı değil. Kamusal alanların sadece erkeklere açık olduğu yerlerde hayat daha yekparedir. Farklılıklara daha kapalı, daha tahammülsüzdür. Dolayısıyla daha baskıcıdır.

On bir yaşında gittiğim İspanya’da seneler boyu kadınların kamusal alandaki etkinliğini görmek bende derin izler bıraktı. En az bunun kadar bana hayret veren bir başka şey daha vardı: Engellilerin gündelik hayata yoğun katılımı. Madrid’de sokaklarda, mağazalarda, sinemalarda, lokantalarda ve işyerlerinde ne kadar çok engelli insanın olduğunu gördüm. Sadece iziksel engelliler değil, aynı zamanda  zihinsel engelliler de dışarıda, hayatın içindeydi. “Görünmez” değillerdi. Kimse “utanmıyor”, “saklamıyor”, “yok saymıyordu”.

Belki farkında değiliz ama bu kadar çok zihinsel ve fiziksel engelli insanı hayatın her aşamasında, şehrin her noktasında görmeye alışkın değil bizim gözlerimiz. Bu bizim kendi ayıbımız. Kendi kusurumuz. ngelli insanların hayata dört dörtlük  katılmalarının önünde doğuştan ya da sonradan bir “mâni” varsa şayet, bizim önümüzde de daha büyük bir “zihinsel mâni” var aşmamız gereken.

Türkiye’de binlerce zihinsel ve fiziksel engelli yaşıyor, kimi çocuk kimi yetişkin, tıpkı başka ülkelerde olduğu gibi. Tek farkla: Bizde “farklı” görünen insanlar o kadar kolay dışarı çıkmıyor, çıkamıyor. Fiziksel olarak farklı görünen insanlar “dışarı korkusu” yaşıyor. Onları gözlerimizle, sözlerimizle dışlıyoruz. Biz engelli insanlarımızı eve kapatıyoruz. Bu kültürel ve toplumsal duvarı delebilenler ise çoğu zaman dışarıda pes ediyor. Çünkü şehir hayatı onları düşünerek planlanmamış.

Hayrünnisa Gül’ün himayesinde başlatılan “Eğitim Her Engeli Aşar” kampanyasını bu açıdan çarpıcı, önemli buluyorum. Özel sınıfların kurulması, yeni okulların açılması ve en önemlisi, daha fazla engelli çocuğun kendilerini geliştirebilmeleri için bu kıymetli bir adım. Basına yansıyan konuşmasında Hayrünnisa Hanım, “Çocuklarınıza güvenin” diye seslendi anne babalara. “Hayata dört elle sarılmaları için onları teşvik edin.” Ve onları dört duvar arasında tutarak iyilik etmediğimizin altını çizdi. Bu sözlerin, engelli çocuklarını dışarıya çıkarmaya alışkın olmayan bir toplumda etkisi büyük.

Ne kadar çok sayıda birbirinden farklı insan, eşit ve özgür şartlar altında, ezilmeden ve horlanmadan, aynı sokakları, aynı mekânları kullanmayı başarırsa, demokrasi kültürümüz de o kadar pekişir. Demokrasi masa başında ya da kürsüde değil, hayatın içinde test edilir. Bir insanın ne kadar hoşgörülü olduğu lafla değil, ündelik hayatın içinde belli olur. Daha  renkli, daha çoğulcu, daha eşitlikçi ve daha oşgörülü bir kamusal alandır ihtiyacımız olan. Hepimizin.

29
Nis
10

Çanakkale Geçilmez(1915-2010)

Çanakkale Kara Savaşlarında dönüm noktası olan 25 Nisan 1915 zaferini anmadan geçmek istemiyorum…

Tüm şehidlerimizin ruhu şad olsun…

Özellikle bu zafer haftası içindeyken , bu direnişe benzer bir direnişe dün bizzat şahit olmam beni bu bağlantıyı kurmaya gerçekten çok zorladı.Sonuçta serbestatış deyip yazmaya karar verdim.1915 yılında Çanakkale kıyılarında ki direnişin 2010 yılı versiyonu pek tabi ki ;  dün Barcelona da Camp Nou da yaşananlardır….

İnter müthiş bir savunma örneği gösterdi dün gece bizlere..Finali kimin hakettiğini tartışmak bir yana dursun dün sahada ki birçok kişi için hesaplaşma günüydü.Maç öncesi anketler , açıklamalar , yaşanan takas ve daha niceleri…

İnter’in bunu  yapabileceğini kimse düşünmemişti..Böylesine bir direnç , sıfır hata , %100 konsantrasyon…İzleyenler ayakta alkışladı belkide..Barcelona şokta İnter finalde….

Akılda kalan o kadar çok şey var ki dün geceye dair…

İlker Yasin’in sahada İniestayı görmesi , Hikmet Karaman’ın futbol dehası , maç sonu Mourinho Show , fıskiyeleri açan Barcalılar , hala ne olduğunu anlayamayan Xavi , sahada olduğuna inanamayan Jeffren , kulübede oturan Zlatan………

Eksik olan şey atılamayan gollerdi o da finale inşallah..

Final  maçını İlker Yasin’in anlatmamasını temenni ederek bitirelim yazımızı….

03
Nis
10

Okay Tiryakioğlu Üzerine (2)…..

Kendisiyle tanışma şerefine nail olmak şöyle dursun henüz masum bir hayranıyım…

İsmini henüz duyanlar için söylemek istiyorum ; kendisi çok güzel eleştiriler alan (ödüllü) genç bir yazardır…

Kendisinden bahsetmeyi çok isterdim ama malumunuz sadece kitaplarından bahsetmek istiyorum.

Bugüne kadar beni okurken alıp götüren kitap sayısı gerçektende çok azdır.Okay Tiryakioğlu’nun kitaplarıyla tanıştıktan sonra birçok açıdan kitap okuma sevgim ya da hevesi diyelim değişti.Her kitabı ayrı bir tarihi film tadında olan yazarımız genellikle Osmanlı İmparatorluğunu bize anlatan-tanıtan kitaplarıyla okuyucudan gerçekten de tam not aldı.

Özellikle tarihini tanımak isteyenlerin hayranlıkla okuyacağı , diğer sayfasını merakla bekleyeceği kitaplardan bahsediyorum… Umarım daha nicelerini yayınlar yazarımız…

Eline emeğine sağlık…

Okumayanlar tekrar okusun , yazarımızı tanısın istedim…Neyse şimdi yeni yazımıza başlayabiliriz..

Yazarımız  yeni eseriyle görücüye çıkıyor..Üretmeye devam ediyor , bizleri heyecanlandırıyor… Resmini göremekte olduğunuz son kitabı Kanuni ile yine bizleri tarihin gizemli sokaklarında sürüklüyor..Anlatımı ile okuyucusunu  sıkmıyor tam aksine sürüklüyor ..Son sayfasına kadar peşinizi bırakmıyor…Kitap bilindik Okay Tiryakioğlu romanı….Umuyorum ki böyle dediğimde ne demek istediğimi anlayan bir kaç okur vardır..Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim ; yazarımız her kitabında üzerine koyuyor ve bu sıçramalar okuyucuya pozitif yansıyor..Okur sayısıda sıçrayarak ilerliyor ve her geçen kitapta (aynı şekilde) üzerine koyuyor…

Yazarımızın okuyucusuna bir kaç müjdesi var…Kitabın devamının geleceğini söyleyen ve şimdi de ”IV.Murat ” başlığı altında çalıştığını belirten yazarımız yeni kitapların yakında okuyucusuna kavuşacağını söylüyor…Bu da pek tabi ki okuyucusunun yüzünü güldürüyor..Üretken bir yazar ve kitaplarını merakla bekleyen bir kitle..Çok güzel bir duygu olmalı..Belki de yazarımızı bu duygu kamçılıyor..

Son olarak şunları söylemek isterim ; umarım yazarımızın daha nice kitaplarını okuruz ve buradan sizlerin okumasına bir nebze de olsa katkıda bulunuruz..Yazarımıza sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.. Ve başarılarının devamını diliyorum…

Eline , emeğine sağlık……

02
Nis
10

El Turco–Los Turcos–Deportivo La Turcos

Evet , Türk olarak anılmaktan onur duyuyoruz..Türk kadar güçlü olabilmek istiyoruz…(Deportivo taraftar grubu)

Kendi stadyumları olan Riazor da oynadıkları her maçta yüzlerce Türk Bayrağı açan ; özellikle Yunan takımlarıyla oynadıkları Avrupa Kupası maçlarında stadı ”Türkiye Türkiye” diye inleten İspanyol kardeşlerimizden haberiniz var mı??

Peki nereden geliyor bu Türk sevgisi ;

Osmanlı İmparatorluğu zamanına dönelim..(Keşke dönebilsek)..Barboros Hayrettin Paşa, Akdeniz’e hükmettiği sıralarda İspanya sahillerine kadar ulaşmış. O sırada İspanya’da yiğitliği ile ünlü Galicia bölgesinin delikanlıları, Barboros’a büyük destek vermişler. Bu işbirliğini içlerine sindiremeyen komşu kent Vigo’nun halkı ise La Coruna’ya Türklerle ortaklığa girmelerinden dolayı, onlara “Türkler” adını takmışlar. Bu ad sporda, özellikle de futbolda günümüzde büyük bir rekabete dönüşmüş. Buna karşılık, La Coruna halkı da Celta Vigo taraftarlarına yakınlığı ve iyi ilişkileri nedeniyle Portekiz’li yakıştırması yapmışlar….(alıntıdır)

Özellikle Celta Vigo maçlarında stadı inleten İspanyollar , galiyibiyet coşkusunu da bizler gibi yaşıyor..İspanya sokaklarında dalgalanan Türk Bayrakları görülmeye değer…Ve tabi ki az önce vurguladığım gibi Yunan takımlarıyla oynadıkları maçlarda da bizden aşağı kalmıyorlar..

La Coruna da ”Deportivo La Coruna-Celta Vigo” maçı izlemeye değmez mi? Ne dersiniz…

27
Mar
10

Dünya Sallanıyor!!!!

Biraz sert bir giriş oldu kusura bakmayın..

12 Ocak 2010 Haiti depremi ile başlayalım..Haiti dediğimizde fakir bir ülke geliyor aklımıza..Depremden sonra yaşanan dram hepimizin aklında , bence bu deprem bizleri de yaraladı. sanki kendi geleceğimizi gördük bu depremde..Haiti pek tabi ki hazırlıksız yakalandı.Bir çok insan öldü , evsiz kaldı , kayıplara karıştı…

Haiti yaralarını saraken , tüm Dünya seferber olmuşken Yunanistan 5.2 , Guatemala 6.0 depremi ile sarsıldı…

Tüm bu depremlerin üstüne ,yüzyılın en büyük depremlerinden biri ; 28 şubat günü yaşanan Şili Depremi ile devam edelim.. 8.8 büyüklüğünde ki depreme Şili son derece hazırlıklı yakalandı.Artçı sarsıntısı 7.1 olan bir depremden bahsediyoruz..Şili son derece hazırlıklıydı dedik çünkü yıllar yıllar önce 9.5 i görmüşlerdi yani Şili dersine çalışmış…

4 Mart 2010 Tayvan Depremi ; 6.4 büyüklüğünde ki deprem herkesi korkuttu.Neden mi? Şili depreminin artçılarından biri olan 6.1  ile hemen hemen aynı zamanda olması ve o haftalarda bir çok depremin artçılarla beraber üst üste gelmesiyle beraber konuya vakıf olan herkes konuşmaya cesaret bile edemedi.Bu arada artçılar susmadı(6.2-6.3-7.1-6.9-7.2) .Yoksa depremler birbirini mi tetikliyor?? Tüm bunların üzerine NASA dan çok değişik bir açıklama geldi ; Şili Depremi sebebiyle Dünyanın ekseninde bir kayma oluştu!!!Dünyanın kendi ekseni çevresinde ki dönüş süresi kısaldı!!!Günler kısaldı ustaa!!

Tüm bu haberleri korkarak takip ederken bir Oscar Gecesi ansızın deprem bizi de vurdu…8 Mart 2010 günü Elazığ da 6.0 büyüklüğünde meydana gelen deprem yoksa Büyük İstanbul Depreminin habercisi miydi!! Uzun bir aradan sonra deprem acısını ülkemizde yaşadık. Orada olanlara bizde ağladık bizde üzüldük.

Fakat bilanço her geçen gün kötüye gidiyor.Ne acıdır ki depremle yaşamayı bir türlü öğrenemedik.Ülkemizin büyük bir kısmı fay hatları ile çevrili ve bu fay hatları artık uyumuyor.Hepsi pusuda , heyecan arıyor..Olması beklenen (ki inşallah olmaz) İstanbul Depreminin olası sonuçlarından haberiniz varmı? Yoksa örnek vermemem daha iyi!!

Her geçen saniye yeni depremler olmaya devam ediyor….Elazığ çevresi ve Ege Denizi bugünlerde çok sallanıyor mesela…

Tektonikler , plakalar , fay hatları…….. Tabi ki önüne geçemeyiz , yapabileceğimizin en iyisi hazırlıklı yakalanabilmek.Şili bunu başardı.Japonya depremle yaşamaya çoktan alıştı.Peki biz!!

26
Mar
10

Boğazın Ateşli Derbisi

”Derbi Maç” denildiğinde aklımıza gelen bir kaç maçtan birisidir ‘Galatasaray-Fenerbahçe’  maçı…

Ama ‘Galatasaray-Fenerbahçe’  maçı dediğimizde  aklımıza ne geliyor ; kavga, küfür , kırmızı kart , yumruk , tekme….

Şimdi burada şu senede şu maç şöyle oldu bu maç böyle oldu diye başlayacak olursak ben işin içinden çıkamam…En azından çok az bir kitleye hitap etmiş olurum ve bu da beni üzer…O yüzden eski ve eğlendirici bir video ile söze başlamak isterim ;

Spikerimizin heyecanı , Tanju’nun tavırları , Ahmet Çakar ve Felsefe , ‘Neden İsmail neden bu taraf’….Canın sıkıldıkça izle…

Ama çok şükür bunları da gördük ;

Bu demeçten önce çok değil yahu önceki yaz ; Arda asist yaptı Türkiye ayağa kalktı , Semih gol attı Türkiye ayağa kalktı , Galatasaraylı Fenerbahçeliye sarıldı beraber ağladı…Ama diyorlar ya futbolcular sahada babamı tanımam diye gerçektende tanımazlar..

Atamızın dediği gibi,  ‘ben sporcunun zeki çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim’

Derbide her iki takıma başarılar dilerken temennimiz dostça bir müsabaka olması yönünde…

En azından Özhan Canaydın için..

22
Mar
10

Yeteneksiz Siniz Türkiye

Türk Halkının ne kadarda duygusal , masum , çıkarcı , mütevazi , açgözlü ……vs olduğunu bizlere hatırlatan bu yarışma az önce beklenmeyen bir şekilde(hak eden kazandı) sona erdi…Kendi şahsım adına çok zor dakikalar geçirdim..Diğer ülkelerden çıkan yetenekler ve finalistlerimiz arasında bulunan yetenek diye tabir edilen kişiyi karşılaştırdım bir an..Belki bende şu an hata yapıyorum ama ben hatayı yapımcıların en başında yaptığını , iki çift söze tav olarak arkadaşımızı finale taşıdıklarını ve böylece hak edenleri ayıkladıklarını düşünüyorum..Ama olsun direkten döndük.

Tuhaf oldu çünkü enderdir ; hak eden kazandı

Yarışmayı hak ederek kazanan arkadaşlarımızı gönülden tebrik ediyorum…

Şanssız bir şekilde elenen tüm yeteneklerin , Acun Ilıcalı ya kıs kıs güldüğünü görebiliyorum..

Ayrıca final bitene kadar iyilik timsali olup bizlere ders veren arkadaşımızı ,  kazananın elini sıkmak bir yana dursun nasıl siz kazandınız ya  türünden bakış attığı için ailecek tebrik ediyoruz…..

27
Oca
10

LOST

2 Şubat 2o1o salı günü başlıyor….

İnsanın içinden önce nihayet demek geliyor…

İzlemeyenlerin en çok çamur attıkları dizi nihayet kaldığı yerden devam edecek….

Malumunuz  8 aydır bekliyoruz…Ha başladı , ha başlayacak derken bir çoğumuz yeniden başladı izlemeye , sezonlar tekrar edildi ,  yeni detaylar görüldü…İzleyici yeni teoriler oluşturdu kafasında…Sonuç olarak kafalar iyice karıştı…

Lost dizisini izlemeye 2010 yazında bşlayacak olan insan ne kadar şanslı bir insandır kardeşim…Düşün ;tüm  sezonlar ayağının altında…Tabi böyle söylemek kolay ama ne olursa olsun bir bölüm için 8 ay beklemek bir kısım için ahmaklık da olsa LOST için değer arkadaş….Bu heyecan yeter ; 1 hafta kaldı , 1 hafta…

Önce Obama nın bizim tabirimizle ulusa sesleniş konuşmasına takıldı LOST un yeni bölümü..Ertelenecek dendi….Anketler , mailler , protestolar derken 8 aydır bekleyen seyirciye istediği haber geldi..Yayın günü ertelenmedi…

Seyirci kafasının karışmasına o kadar alışık ki ; LOST  yapımcıları fragman yayınlamayacağını çoktan duyurmuştu ama yayınlasaydı daha iyi olurdu çünkü ;posterler , yeni görüntüler iyice ele ayağa düştü..Teoriler çığırından çıktı..Hastanelerin LOST Acil servislerinde psikiyatri bölümünde uzun kuyruklar oluştu…Blog siteleri , forum siteleri yayınlanmayan bölümlerin özetlerini yayınlamaya başladı..İzleyici çıldırmış olmalı….Ama ahkkı var ; daha doğurmadığı çocuğunu öldüren anne mi ararsın ; azılı bir katil olacak kimseyi çocukluğunda öldürüp kurtulmanın yollarını arayanı mı ararsın yoksa hiç yaşlanmayan adam mı ararsın….

5 sezondur sadece açık kapı bırakan ve bu kapıların çok az bir kısmını kapatan LOST acaba final sezonunda tüm bu kapıları kapatabilecek mi?

Resimlerdende anlaşılacağı üzere hiç birşey anlaşılmıyor….

Umarım beklediğimize değer , bu zamana kadar bizi yeterince tatmin eden LOST final sezonunda bizlere neler getirecek merakla , heyecanla , iştahla bekliyoruz…Sabır sabır , biraz daha sabır….

22
Oca
10

Galatasaray ve Transfer Politikası Üzerine………

Galatasaray transfere doymuyor…

Yıl 2008…Şubat ayı..Yer ; İstanbul….Stat ; Şükrü Saraçoğlu….Türkiye Kupası Çeyrek Final İlk Maçı…

Henüz iki yıl öncesi..Sahada 11 Metin var…11 TÜRK…11 i de Milli Takımın hakkını verebilecek kapasitede futbolcular… Galatasaray etkili oynuyor ancak beraberliğe razı oluyor…Onca baskıya , sakatlığa rağmen sahaya çıkan 11 aslan , 11 TÜRK sahadan gururlu ve başı dik ayrılıyor…..

Bugünden bir ay sonrasına gitmek istiyorum….

Yıl 2010…Şubat ayı…Yer ; İstanbul…..Florya Metin Oktay Tesisleri….

Elano , Kewell , Jo ,  Neill , Leo Franco , Baros , Keita  (belki de Dos Santos) Sahi yahu biz bu kadar yıldızı nasıl bir araya getirdik…

Peki bu yıldızların ortak özellikleri neler?

Premier Lig mi?…Olabilir…Milli takımlarında oynuyorlar veya oynamışlar mı?..Evet..Kalite mi?..Olabilir.. Gelecek vaadediyor mu?..Biraz.. Takıma uyum sağlar mı?…Zaman gösterecek.. Yoksa uyum sorunu yaşar mı?..Hayır…Buna benzer bir süzgeçten geçen futbolcular gerçektende çok cüzi miktarlara İstanbula Floryaya geliyorlar..Peki ama nasıl..O kadar borç altında nasıl… İşte  bu noktada bu sorumun cevabına ben politika derim…Çok paran olabilir , mükemmel bir stadın hatta müthiş değerli arsaların olabilir…Ama gün gelir ; ne o stadında Milli Maç oynanır ne de o stadında Avrupa Kupası kaldırılır…Bunlar tamamen yöneticilik anlayışı ve ince elenip sık dokunan transfer politikalarıdır..Taraftarı susturmak için yapılan transferler değil , taraftarı heyecanlandıran transferlerdir…

Premier Lig karması kurma yolunda ilerliyor Galatasaray…

Bu transferler herkesin iştahını kabartıyor ama TÜRKİYE kazanıyor , Ülkemizin prestiji artıyor…Bizim ligimiz ;ununu eleyip eleğini asanların , beklentisi olmayanların , sadece para kazanmaya gelenlerin ligi değildir… 321 milyon dolar ediyorsa yayın hakları ; Jo yu da izle , Elano yu da izle , Baros u da izle , Arda yı da izle…Hakkındır..

Unutmadan ; sakın taraf tuttuğumu düşünmeyin burası serbest atış…..

Bu arada bu takım yakında Premier Lige 21.takım olarak girerse sakın şaşırmayın…..




Zaman Dilimi Göstergeci

Mayıs 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Nis    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

bize ulaşın

camcerceve@gmail.com

örtmenim arkadaşlar konuşuyo!


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.