'Sanat' kategorisi için arşiv

05
Nis
12

içindeki renklere aldanma o dünün tek gerçeği

17
Kas
11

I want to thank you Renee…

07
Ara
10

(zamansız pantolonistan 7.bölüm)yüksek ihtimal zihnim kızgın sığındığımı gizlememe…

aslan bile ağladı...

03
Eyl
10

SEN

En güzel günlerimin

Üç mel’un adamı var:

Ben sokakta rastlasam bile tanımayım diye

En güzel günlerimin bu üç mel’un adamını

Yer yer tırnaklarımla kazıdım

Hatıralarımın camını..

En güzel günlerimin

Üç mel’un adamı var:

Biri sensin,

Biri o,

Biri ötekisi..

Düşmanımdır ikisi..

Sana gelince…

Yazıyorsun..

Okuyorum..

Kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa,

İnsanın bu rütbe alçalabilmesinden korkuyorum..

Ne yazık!..

Ne kadar beraber geçmiş günlerimiz var;

Senin

Ve benim

En güzel günlerimiz..

Kalbimin kanıyla götüreceğim

Ebediyete

Ben o günleri..

Sana gelince,

Sen o günleri

Satıyorsun:

Günde on kaat,

Bir çift rugan pabuç,

Sıcak bir döşek

Ve üç yüz papellik rahat için…

En güzel günlerimin

üç mel’un adamı var:

Biri sensin,

Biri o,

Biri ötekisi…

Kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi…

Sana gelince…

Ne ben Sezarım,

Ne de sen Brütüssün…

Ne ben sana kızarım

Ne de zaten zahmet edip bana küssün..

Artık seninle biz,düşman bile değiliz….

11
May
10

Elif Şafak Üzerine…..

Elif Şafak 2009 yılının en çok kazanan Türk yazarıdır..

Resmi rakamlarla kitapları 550.000 (gayrıresmi sonuçlara göre 5.0000.000–KorsanKitap–) adet satılmıştır..Hakkında birşeyler yazmak istedim.Belki de bunu bir saygı duruşu olarak kendime görev addettim..Belki de hala adını duymayan varsa ve o (Elif Şafak’ı tanımayan kişi) bizi takip ediyorsa adını duyurmak istedim….

Her zaman olduğu gibi ; onu karalayan düşünceler , yazılar şöyle bir yana dursun ……..

Kendisinin her hangi bir kitabını okuyup hayran olmayan bir kitapsever tanımıyorum diyebilirim..”Mahrem” ile adını duyuran  , ”Baba Ve Piç” ile mahkemelik olan  ve ”Aşk” ile zirve yapan yazarımız bugüne kadar yabancı dilde de bir çok kitap yazdı…Amerika’da Avrupa’da çeşitli üniversiteler de hocalık yaptı.Gerek hocalığı olsun gerek kitapları olsun çalışma yaptığı konular ”Kadın ve İslamiyet” , ”Mistisiszm” , ”Edebiyat ve Kadın” gibi konulardır(anlayacağınız üzere burada bir ortak payda var) fakat asıl merak konusu olması gereken onun tasavvufla nasıl tanıştığıdır bence..Çünkü , öyle içten bir aşk anlattı ki bizlere hayran olmamak elde değil , büyüsüne kapılmamak elde değil..Pembe kapağına aldananları kırmamak adına bir de siyah kapaklı çıkardı kitabını..Ne yaptı etti kitabı milyonlar sattı..Otobüste , tramvayda , metroda , vapurda Elif Şafak okundu tartışıldı tanıtıldı..O bunu gerçekten hakediyor…

Son romanı ”Kağıt Helva” da ise bugüne kadar yayınladığı kitaplardan seçilmiş paragraflara yer verdi yazarımız.Sanırım o da kendi kitaplarına bir nevi saygı duruşu yaptı..Şu anda ise gazetede yazdığı yazılarla hayranlarına dokunuyor yazarımız..Çalışmaları devam ediyor tabi ki..

Yeni kitaplarını dört gözle bekliyoruz…

Unutmadan tekrar yazalım ; kitap okumak bir hobi değildir , sadece zamanı iyi değerlendirmektir…..

(—Bundan sonrası Habertürk den alıntıdır—)

Elif Şafak
‘Dışarı’ korkusu

22 Nisan 2010 Perşembe,

ÇOCUKLUĞUMUN bir kısmı İspanya’da geçti. 1970’lerin Ankara’sından sonra Madrid alabildiğine farklıydı, renkliydi. Zil, şal ve gül, şendi. Sokaklarda ne kadar çok kadının yürüdüğünü gördükçe şaşırdığımı hatırlıyorum. İspanyol kadınları ürkek değildi. Bedenlerini ve kıyafetlerini bir yük gibi taşımıyorlardı. Kamusal alan sadece erkeklere ait değildi, herkesindi.

Madrid’dekinden tamamen farklı bir kamusal alan düzenlemesini seneler sonra Amman ve Şam gezisinde gördüm. Amman sokakları daha farklı bir yazı konusu ama Şam sokakları ağırlıklı olarak erkeklere aitti. Etraftaki yayalar, görevliler, sürücüler, seyyar satıcılar, ekseriya erkekti. Orada yabancı olmak, kadın olmak, farklı olmak nında dikkat çekiyor, bireyi boğan bir hal alıyordu.

Bir an için iki hayali şehir düşünün. Birinin sokaklarında, meydanlarında sadece erkekler olsun. Diğerinin kamusal alanında kadınlar ve erkekler beraber ve özgürce dolaşsın. İki şehrin bireyler üzerindeki etkisi aynı değil. Ritmi, enerjisi, havası aynı değil. Kamusal alanların sadece erkeklere açık olduğu yerlerde hayat daha yekparedir. Farklılıklara daha kapalı, daha tahammülsüzdür. Dolayısıyla daha baskıcıdır.

On bir yaşında gittiğim İspanya’da seneler boyu kadınların kamusal alandaki etkinliğini görmek bende derin izler bıraktı. En az bunun kadar bana hayret veren bir başka şey daha vardı: Engellilerin gündelik hayata yoğun katılımı. Madrid’de sokaklarda, mağazalarda, sinemalarda, lokantalarda ve işyerlerinde ne kadar çok engelli insanın olduğunu gördüm. Sadece iziksel engelliler değil, aynı zamanda  zihinsel engelliler de dışarıda, hayatın içindeydi. “Görünmez” değillerdi. Kimse “utanmıyor”, “saklamıyor”, “yok saymıyordu”.

Belki farkında değiliz ama bu kadar çok zihinsel ve fiziksel engelli insanı hayatın her aşamasında, şehrin her noktasında görmeye alışkın değil bizim gözlerimiz. Bu bizim kendi ayıbımız. Kendi kusurumuz. ngelli insanların hayata dört dörtlük  katılmalarının önünde doğuştan ya da sonradan bir “mâni” varsa şayet, bizim önümüzde de daha büyük bir “zihinsel mâni” var aşmamız gereken.

Türkiye’de binlerce zihinsel ve fiziksel engelli yaşıyor, kimi çocuk kimi yetişkin, tıpkı başka ülkelerde olduğu gibi. Tek farkla: Bizde “farklı” görünen insanlar o kadar kolay dışarı çıkmıyor, çıkamıyor. Fiziksel olarak farklı görünen insanlar “dışarı korkusu” yaşıyor. Onları gözlerimizle, sözlerimizle dışlıyoruz. Biz engelli insanlarımızı eve kapatıyoruz. Bu kültürel ve toplumsal duvarı delebilenler ise çoğu zaman dışarıda pes ediyor. Çünkü şehir hayatı onları düşünerek planlanmamış.

Hayrünnisa Gül’ün himayesinde başlatılan “Eğitim Her Engeli Aşar” kampanyasını bu açıdan çarpıcı, önemli buluyorum. Özel sınıfların kurulması, yeni okulların açılması ve en önemlisi, daha fazla engelli çocuğun kendilerini geliştirebilmeleri için bu kıymetli bir adım. Basına yansıyan konuşmasında Hayrünnisa Hanım, “Çocuklarınıza güvenin” diye seslendi anne babalara. “Hayata dört elle sarılmaları için onları teşvik edin.” Ve onları dört duvar arasında tutarak iyilik etmediğimizin altını çizdi. Bu sözlerin, engelli çocuklarını dışarıya çıkarmaya alışkın olmayan bir toplumda etkisi büyük.

Ne kadar çok sayıda birbirinden farklı insan, eşit ve özgür şartlar altında, ezilmeden ve horlanmadan, aynı sokakları, aynı mekânları kullanmayı başarırsa, demokrasi kültürümüz de o kadar pekişir. Demokrasi masa başında ya da kürsüde değil, hayatın içinde test edilir. Bir insanın ne kadar hoşgörülü olduğu lafla değil, ündelik hayatın içinde belli olur. Daha  renkli, daha çoğulcu, daha eşitlikçi ve daha oşgörülü bir kamusal alandır ihtiyacımız olan. Hepimizin.

03
Nis
10

Okay Tiryakioğlu Üzerine (2)…..

Kendisiyle tanışma şerefine nail olmak şöyle dursun henüz masum bir hayranıyım…

İsmini henüz duyanlar için söylemek istiyorum ; kendisi çok güzel eleştiriler alan (ödüllü) genç bir yazardır…

Kendisinden bahsetmeyi çok isterdim ama malumunuz sadece kitaplarından bahsetmek istiyorum.

Bugüne kadar beni okurken alıp götüren kitap sayısı gerçektende çok azdır.Okay Tiryakioğlu’nun kitaplarıyla tanıştıktan sonra birçok açıdan kitap okuma sevgim ya da hevesi diyelim değişti.Her kitabı ayrı bir tarihi film tadında olan yazarımız genellikle Osmanlı İmparatorluğunu bize anlatan-tanıtan kitaplarıyla okuyucudan gerçekten de tam not aldı.

Özellikle tarihini tanımak isteyenlerin hayranlıkla okuyacağı , diğer sayfasını merakla bekleyeceği kitaplardan bahsediyorum… Umarım daha nicelerini yayınlar yazarımız…

Eline emeğine sağlık…

Okumayanlar tekrar okusun , yazarımızı tanısın istedim…Neyse şimdi yeni yazımıza başlayabiliriz..

Yazarımız  yeni eseriyle görücüye çıkıyor..Üretmeye devam ediyor , bizleri heyecanlandırıyor… Resmini göremekte olduğunuz son kitabı Kanuni ile yine bizleri tarihin gizemli sokaklarında sürüklüyor..Anlatımı ile okuyucusunu  sıkmıyor tam aksine sürüklüyor ..Son sayfasına kadar peşinizi bırakmıyor…Kitap bilindik Okay Tiryakioğlu romanı….Umuyorum ki böyle dediğimde ne demek istediğimi anlayan bir kaç okur vardır..Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim ; yazarımız her kitabında üzerine koyuyor ve bu sıçramalar okuyucuya pozitif yansıyor..Okur sayısıda sıçrayarak ilerliyor ve her geçen kitapta (aynı şekilde) üzerine koyuyor…

Yazarımızın okuyucusuna bir kaç müjdesi var…Kitabın devamının geleceğini söyleyen ve şimdi de ”IV.Murat ” başlığı altında çalıştığını belirten yazarımız yeni kitapların yakında okuyucusuna kavuşacağını söylüyor…Bu da pek tabi ki okuyucusunun yüzünü güldürüyor..Üretken bir yazar ve kitaplarını merakla bekleyen bir kitle..Çok güzel bir duygu olmalı..Belki de yazarımızı bu duygu kamçılıyor..

Son olarak şunları söylemek isterim ; umarım yazarımızın daha nice kitaplarını okuruz ve buradan sizlerin okumasına bir nebze de olsa katkıda bulunuruz..Yazarımıza sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.. Ve başarılarının devamını diliyorum…

Eline , emeğine sağlık……

17
Şub
10

türkiye’deki sanat anlayışı eksik mi gelmişti ki ömrünün en verimli yıllarını fransa’da geçirmişti fikret mualla?

-20.yy dünyaca ünlü Türk ressamı Fikret Mualla-
1903 yılında İstanbul’da doğan Fikret Mualla, Saint Joseph ve Galatasaray liselerinde öğrenim görmüştür.Lise dönemi sırasında annesini kaybetmesi sanatçının üzerinde derin izler bırakmıştır ve resimlerinde bu durum farkedilebilir.Babasının ikinci evliliğini kabullenemeyince,İsviçreye mühendislik okuması için gönderilir.Zamanla resmin mühendislikten daha çok ilgisini çektiğini fark etmesiyle birlikte,resim eğitimi almak için Almanya’ya geçerek Münih Güzel Sanatlar Akademisi’nde desinatörlük ve afiş eğitimi aldıktan sonra Berlin Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim eğitimi almıştır.
1927’de Türkiye’ye döndüğünde,mezun olduğu Galatasaray Lisesi’nde ve Ayvalık Ortaokulu’nda kısa bir dönem resim dersleri vermiştir.1939 Uluslararası New York Fuarı Türk Pavyonu ‘İSTANBUL’konulu otuz kadar tablo yapmıştır.Babasını kaybeden sanatçı kalan mirasla Paris’e yerleşmiştir.Fransa’da ekspresyonizm akımından etkilenmiştir.
1954 yılında İlk kişisel sergisini Paris’te açan Fikret Mualla,başarılı çalışmalar yapmaya devam etmiştir.Hatta Picasso’nun Fikret Mualla’nın resimlerinı övdüğü,ve bir resim satın aldığı ve kendi çalısmalarından birinide sanatçımıza hediye ettiği bilinir.
Fikret Mualla 20 Temmuz 1967’de Fransa’da çesitli sağlık sorunlarından dolayı hayatını kaybetmiş ve Paris Kimsesizler Mezarlığı’na gömülmüştür.Bu duruma 1974’te çözüm bulunmuş ve kemikleri getirilerek Karacaahmet Mezarlığı’na gömülmüştür.Ölümünden sonra Paris’te açık artırmaya çıkarılan resimleri de Türk devleti tarafından satın alınmış ve Ankara Resim ve Heykel Müzesi’nde bir Fikret Mualla Salonu oluşturulmuştur.
Başlıca eserler arasında ‘Oturan Adamlar’, ‘Kafe’, ‘Marsilya’da Fransız İşçileri Bir Kahvede’, ‘Haliç ve Süleymaniye’, ‘Paris’te Bir Sokak’ sayılabilir.
SİNEM KUKUS

01
Ara
09

Zaman Gezginleri

Sıcacık kalorifere yaslanmış , heyecanla kitabımı okuyordum ki aklıma birşeyler takıldı….Neyse dedim hemen gugıllayayım…Daha sonra laf lafı açtı ve aşağıdaki metne rastladım….Bu metni sizlerle paylaşmak istiyorum…Metnin gerçekliliği hakkında bir fikrim yok ama yaşamış şahıslara dayandırılması beni etkiledi doğrusu..Bu arada metinde adı geçen Philip Kindred Dick (okurları onu PKD olarak tanımlar) önemli bir bilimkurgu yazarıdır ve Steven Spielberg yazarın bir kaç öyküsünü sinemaya uyarlamıştır..Neyse ekşisözlükte karşılaştığım bu metinle sizi baş başa bırakıyorum….

philip k dick eserlerinden de öte bir gelecekte, zamanın, boyutların çeşitliliğinin artık tamamen bilindiği ve kara maddenin maddenin yapı taşlarını yeniden şekillendirmesinin yollarının çözüldüğü bir zamanda, insanların ışık hızından da öte sadece olmak istediği her hangi bir yerde her hangi bir mekanda olabildiği bir dönemde medeniyetin önünde kalmış tek engel zaman ve ölümdür. zamanın aşılabilecek bir duvar olduğu artık anlaşılmıştır. insanlar duvarsız bir medeniyetin önündeki tek engelin zamanın aşılması olduğunda hem fikirdir. insanlığın başına gelmiş türlü felaketlerin ardından dünya üzerindeki nerdeyse tüm tarihi eserler, kitaplar, tabletler, kodeksler tahrip olmuştur. insanlık geçmişte neler olup bittiğini anımsayamamaktadır. tarihin sadece rivayetlerden öteye geçmiş bir hikaye sanatı olmaması için tüm tarihin içinde gezebilecek, bu gezintilerden canlı görüntüler elde ederek gerçek tarihi yazabilecek, arşivleyebilecek, böylece insanlığın gerçek tarihinin nasıl olduğunun kesin olarak bilinmesini sağlayacak bir icadın yapılabilmesi için yüzlerce yıldır uğraş verilmektedir. işte böyle bir medeniyetin yeşerdiği dönemde tüm bilim adamlarının thomas more’un ütopyasını gerçekleştirmek için son bir umut besleyen bir avuç kadar kalmış insanlığın, indigo çocuklarının geleceğinde bir insan zaman makinesini sonunda icat eder. bu makinenin tam olarak kullanılabilmesi için bir takip sistemi geliştirilir. önce çeşitli canlılar bu araç yoluyla zamanın derinliklerine gönderilirler. ancak makinenin bir vasıfsızlığı bulunmaktadır; makine gönderdiği canlıyı geriye getirememektedir. sadece bu insanların geriye yollayabilecekleri mesajları alabileceklerdir. zamanlar arası bir iletişim mümkündür. ancak maddenin tekrar bir zamandan ilerisine gitmesi mümkün değildir. yaratılacak olan tarihsel paradoksların yanında tüm zamanların kendi içinde bir döngüsü olduğu, zamanın içindeki yolcularının da bir bütün olarak zamanın kendisine katıldığı ve karıştığı fikri sonunda kabul görür ve makineyi icat eden seçilmiş insanlar rastgele biçimde tarihin farklı zamanlarına gönderilirler.

bu iş için 5 gönüllü bulunur.

gönüllüler arasında bir kadın da yer almaktadır.

gönüllülerin isimleri arin, pulsa, korinta, masula ve hav’dır.

arin, gönderildiği zamanda insanların iki ırmağın birleştikleri yerde kocaman bir kuleye taptıklarını görür. onlara bu kuleyi kendilerinin yapabilmesi için onlara taşları işleyebilme, onları hareket ettirme sanatını öğretir. matematiğin ve astronominin tüm kurallarını onlara açıklamaya çalışır.

pulsa ise süslü kıyafetlerin, şatoların, mermerden kalelerin olduğu bağıra çağıra konuşan insanların olduğu bir zamana gider. bu zamanda insanlar din adı altında bir kavram nedeniyle birbirilerini öldürmekten, istedikleri insana işkence etmekten gocunmamaktadırlar. haçın etrafındaki insanlar şehirlerin ortasında yakılan insanları seyretmekten keyif alıyorlardır. pulsa cehennemin böyle bir yer olduğunu düşünerek kendi içine çekilir ve onlara bildiklerini anlatırsa o’nu da yok edebileceklerini düşünür. tüm hayatı boyunca bildiklerini o zamanda yaşayanların alfabesini öğrenerek o dilde tersten yazılmış notlar bırakır. muhteşem icatlar, tasarımlar, o günün şartları içinde yapılabilecek olan makineleri, sahip olduğu tüm anatomi bilgisini yazar yazar. ancak yaşayabilmek için para denen şeye gereksinimi vardır. o da para kazanmak için o dönemde yaşayan insanların yöneticileri için resimler yapar. bu resimlerden birisi aslında bir başka gezgin olan hav’a çok benzeyen mona lisa’dır. pulsa yaşlanarak ölürken geleceğe şöyle bir not bırakır; insanlar yıkımı çoktan başlatmışlar. tarih onların takvimine göre isa’nın doğumundan sonra 1 mayıs 1519. bu pulsa’nın geleceğe gönderdiği son notudur.

korinta akdeniz olduğunu öğrendiği bir yerin kıyısında samos adlı bir yerde bulur kendini. burada insanlar yöneticilerinin emriyle harap olmuş bir hayat yaşamaktadırlar. onlara göre insan hayatı değersizdir. korinta o günlerde insanların ilimden bu denli uzaklaştıklarını görünce gidebileceği her yere seyahatler yapar. insanları gözler, onların yaşamlarını inceler. onların cehaletlerini sona erdirmek için bir okul kurmaya karar verir. etrafında bulduğu her insana tüm bildiklerini öğretmeye çalışır. bir üçgenin nasıl gizemlere sahip olduğundan, aslında tüm varlığın tek olduğuna tek içinde kalmış tüm ilmi etrafındaki herkesle paylaşır. bir zaman sonra etrafındakilerden yardakçılar peydah olunca, öğreteceklerinin tam olarak anlaşılabilmesi için kimliğini gizlemeye karar verir ve bir örtünün arkasından dersler vermeye başlar. mısır’a, babil’e, italya’ya gider. kimi bulduysa onları aydınlatmak için çabalar. geleceğe ise şöyle bir not yazar; insanlar henüz yeşermemiş bir çiçek gibi. ancak vahşi bir çiçek. ellerine bir kediyi verseniz, o kediyi bile eti için çiğ çiğ yiyebilirler. onlara matematik ve geometri öğrettim. burada savaşmak insanlar için bir adet. onların bu geleneklerini yıkmaya çabaladım. onları etten ve kandan uzak tutmaya çalıştım. tarih; babil kulesinin yıkılışından bizim zamanımıza göre 1223 sene sonra.

hav’ın hikayesi ise aralarındaki en garip hikayeydi. hav kendini kocaman bir ormanın ortasında bir elma ağacının kenarında bulmuştu. etrafta daha evvel hiç görmediği türde canlılar vardı. tepelerin birisinde bir adamın söylediği bir şarkıya kulak kesildi. oraya vardıktan yıllar sonra gördüğü ilk insandı bu. henüz konuşmayı bile bilmeyen, üzerinde tek parça bir giysisi bile olmayan, sahip olduğu tek şey cehaleti ve bedeni olan güzel yüzlü bir adamdı bu. o adama kocasının adı olan adav’ı koydu. kendisi de ona eş oldu. çocuklarının birbirini öldürmelerine şahit oldu. dünyanın bunca güzelliğine rağmen orada yaşayan iki insandan birisi olduğunu düşünerek son notunu yazdı; sessizlik. zamanın başlarında olduğuma artık eminim. burada yaşayan tek insan da benimle birlikte. tek farkı biçim olarak benden daha irice ve içgüdüleri daha gelişmiş. o’na erdemi öğretmeye çalıştım. hav, adav’ın kollarında yaşlanarak öldü.

ancak masula’nın hikayesi tüm gezgin arkadaşlarının hikayeleri içinde en bedbaht olan hikayedir. masula gemilerin, buhar makinelerinin, fötr şapkaların olduğu bir zamana ulaştı. orada insanlar çeliğin ve demirin gizlerinin keşfetmişlerdi. milyonlarca insan tek bir yere doluşup köhne biçimde yaşamayı tercih ediyorlardı. ancak müzik ve sanat vardı. masula bildiği tüm fizik ve matematik kurallarıyla onlara ötesini düşünmeden her şeyi öğretmeye kalktı. elektriğin ve manyetizmanın gücünü anlatan icatlar yapmaya çalıştı. ancak pulsa gibi paranın yaşayabilmek için gerekli olduğu gerçeği göz ardı etti.

Umarım metni beğenmişsinizdir

Kendimce yakıştırdığım isimleride okuyanlar için paylaşmak (karşılaştırmak) isterim ;

Masula——–büyük mucit , mühendislerin babası ;NIKOLA TESLA

Pulsa———-yüzlerce sıfatı olan dahi ;LEONARDO DA VINCI

Hav————Havva Annemiz

Korinta——-akare artı bekare eşittir cekare ;PISAGOR

Arin———–???????????????????

27
Kas
09

Ünlü Ustalar ve Önemli Yapıtlar

ÜNLÜ USTALAR ÖNEMLİ YAPITLAR

Leonardo Da Vinci, Mona Lisa(La Jaconde)
Michelangelo, David,The Sistin Chapel
Rafael Sanzio, Atina Mektebi
S.Botticelli, Venüs’ün Doğusu
Jan Van Eyck, Arnolfini’nin Evlenmesi
Uccello, San Romano Savası
Bosch, Cennet ve Cehennem
Bruegel, Babil Kulesi
Tintoretto, İl Paradiso
El Greko, The Annunciation
Caravaggio, Kuskucu Tomas
Velazquez, Las Meninas-Nedimeler
Rambrant, The Circumcision
Murillo, Sokak Çocukları
Jan Vermeer, Ahçı Kadın
P.P Rubens, Barısın Nimetleri
David, Marat’ın Ölümü
Ingres, Yıkanan Kadın
Courbet, Günaydın,bay Coubert!
Manet, Balkon
Cezanne, Sainte-Victoire Dağı
Paul Gaugin, Faa Iheihe
Degas, Amca ve Yeğeni
Rodin, Düsünen Adam
Henri Matisse, Dans
Pablo Picasso, Guernica
G.Braque, Keman ve Palet
SİNEM KUKUS (NOT 2007)

11
Kas
09

Dizi İzlemek Üzerine………

Önce bir reklam gözümüze takılır…  ”*****”   dizisi çok yakında **tv/kanal  da/de  başlıyor…sakın kaçırmayın….

Öyle iyi niyetliyiz veya meraklıyız diyelim (iyi niyetli çok iyimser oldu) ilk bölümü kaçırmayız..Kuruluruz televizyonun başına gözümüzü kırpmadan izleriz.Kimimiz beğenir ‘abi ne dersin bu dizi tuttu be–ne diyorsun oğlum akar bu dizi akar’….Kimimiz ise beğenmez ‘yok abi haftaya final–zaten şu başrolde ki çocuğun dizisi hiç tutmadı abi’…İlk reklamda kanal değiştiren izleyici kitlesini saymıyorum bile…..

Ağzı olan konuşuyor ama halk bu işi biliyor usta…

İsim verip rencide etmek istemiyorum ama bu hafta içinde bir dizi daha aramızdan ayrıldı…4.bölümde final yaptı..Bende izlemeyen izleyici kitlesine mensuptum lakin bu bilgileri ajansta dinledim…Kim bilir ne umutla başlamışlardı , kaç çalışanı vardı , nice evlere ekmek götürüyordu ama olmadı…Şu açıdan baktığımda ise 2.bölümde final yapan bir dizi olduğunu hatırlıyoum ve bu dizi onun yanında neredeyse ikinci sezonuna geçmiş kadar oluyor…Acı ama gerçek…

Peki ben lafı nereye getirmeye çalışıyorum…Arkadaş bizim güzel ve yanlız ülkemizde bir dizi hemen hemen 80-100 dk sürüyor ki reklamlar hariç olarak söylüyorum bu süreyi…Peki herkesin diline doladığı yabancı diziler ; ortalama 20-40 dk …Peki arada neden bu kadar uçurum var….Bizim oyuncularımız bir bölüm çekeceğiz diye gecelerini gündüzlerini ortaya koyuyorlar…Neden! sadece çark usülüne uygun dönsün diye..Yap abi 30 dklık dizi ,eskiden vardı bir kaç sit-com gerçi hala bir kaç dizi var ama genelde yüksek dakikalı diziler izlemekteyiz..Çok uğraşıyoruz çok çalışıyoruz ama karşılığını alamıyoruz…

Bizlere Osmanlı nın son dönemlerini anlatan , sıcacık üslubuyla bizleri kendisine hayran bırakan, bizlere tarihi sevdiren, Balkan Türklerini tanıtan o dizinin ne günahı vardı da eylülün sonunda yeni sezona başlayıp ekimin ortasında final yaptı…Misal….O kadar çok örnek var ki….

Madalyonun diğer tarafı bence daha da korkunç…

Ama tespitlerim şu yönde ; ya elinde silah adam vuracaksın ya da entrika-dram-gözyaşı….Yoksa tutmuyor arkadaş…

Eskidendi o..Mahallenin Muhtarlari , Bizimkiler…Aile ortamı , usturuplu sohbetler, bize vereceği mesajlar..Gerçekten de ailece izlerdik…İşte gerçek genel izleyici kitlesi bu idi….Şimdilerde ailelerin çocuklarıyla beraber izlediği dizi sayısının çok az olduğunu tahmin ediyorum…Öyle olmasaydı ’7 yaş üstü için geçerlidir, 18 yaş üstü için geçerlidir ibareleri olmazdı değil mi???….Birde arkadaş , bazı dizilerimiz bazılarını göklere çıkarıyor bu günlerde…Bir dizi de kapı açmak yetiyor usta ….Fakat eski dizilemizin ustalarının haberleri yürekleri burkuyor ;   bilmemnerede ölü bulundu , parasızlıktan sokakta yaşamaya başladı , bilmemkim yaptığı açıklama da sanat dünyası nankör dedi…Yorum Yok!…..Ustalara saygıyı sadece cenaze töreninde gösteren bir milletiz ne de olsa değil mi?.

Nereden nereye geldik……

Ama siz kendinize bu yazıdan bir kaç mesaj çıkarmayı unutmayın……..

 




Zaman Dilimi Göstergeci

Mayıs 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Nis    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

bize ulaşın

camcerceve@gmail.com

örtmenim arkadaşlar konuşuyo!


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.