Sıcacık kalorifere yaslanmış , heyecanla kitabımı okuyordum ki aklıma birşeyler takıldı….Neyse dedim hemen gugıllayayım…Daha sonra laf lafı açtı ve aşağıdaki metne rastladım….Bu metni sizlerle paylaşmak istiyorum…Metnin gerçekliliği hakkında bir fikrim yok ama yaşamış şahıslara dayandırılması beni etkiledi doğrusu..Bu arada metinde adı geçen Philip Kindred Dick (okurları onu PKD olarak tanımlar) önemli bir bilimkurgu yazarıdır ve Steven Spielberg yazarın bir kaç öyküsünü sinemaya uyarlamıştır..Neyse ekşisözlükte karşılaştığım bu metinle sizi baş başa bırakıyorum….
philip k dick eserlerinden de öte bir gelecekte, zamanın, boyutların çeşitliliğinin artık tamamen bilindiği ve kara maddenin maddenin yapı taşlarını yeniden şekillendirmesinin yollarının çözüldüğü bir zamanda, insanların ışık hızından da öte sadece olmak istediği her hangi bir yerde her hangi bir mekanda olabildiği bir dönemde medeniyetin önünde kalmış tek engel zaman ve ölümdür. zamanın aşılabilecek bir duvar olduğu artık anlaşılmıştır. insanlar duvarsız bir medeniyetin önündeki tek engelin zamanın aşılması olduğunda hem fikirdir. insanlığın başına gelmiş türlü felaketlerin ardından dünya üzerindeki nerdeyse tüm tarihi eserler, kitaplar, tabletler, kodeksler tahrip olmuştur. insanlık geçmişte neler olup bittiğini anımsayamamaktadır. tarihin sadece rivayetlerden öteye geçmiş bir hikaye sanatı olmaması için tüm tarihin içinde gezebilecek, bu gezintilerden canlı görüntüler elde ederek gerçek tarihi yazabilecek, arşivleyebilecek, böylece insanlığın gerçek tarihinin nasıl olduğunun kesin olarak bilinmesini sağlayacak bir icadın yapılabilmesi için yüzlerce yıldır uğraş verilmektedir. işte böyle bir medeniyetin yeşerdiği dönemde tüm bilim adamlarının thomas more’un ütopyasını gerçekleştirmek için son bir umut besleyen bir avuç kadar kalmış insanlığın, indigo çocuklarının geleceğinde bir insan zaman makinesini sonunda icat eder. bu makinenin tam olarak kullanılabilmesi için bir takip sistemi geliştirilir. önce çeşitli canlılar bu araç yoluyla zamanın derinliklerine gönderilirler. ancak makinenin bir vasıfsızlığı bulunmaktadır; makine gönderdiği canlıyı geriye getirememektedir. sadece bu insanların geriye yollayabilecekleri mesajları alabileceklerdir. zamanlar arası bir iletişim mümkündür. ancak maddenin tekrar bir zamandan ilerisine gitmesi mümkün değildir. yaratılacak olan tarihsel paradoksların yanında tüm zamanların kendi içinde bir döngüsü olduğu, zamanın içindeki yolcularının da bir bütün olarak zamanın kendisine katıldığı ve karıştığı fikri sonunda kabul görür ve makineyi icat eden seçilmiş insanlar rastgele biçimde tarihin farklı zamanlarına gönderilirler.
bu iş için 5 gönüllü bulunur.
gönüllüler arasında bir kadın da yer almaktadır.
gönüllülerin isimleri arin, pulsa, korinta, masula ve hav’dır.
arin, gönderildiği zamanda insanların iki ırmağın birleştikleri yerde kocaman bir kuleye taptıklarını görür. onlara bu kuleyi kendilerinin yapabilmesi için onlara taşları işleyebilme, onları hareket ettirme sanatını öğretir. matematiğin ve astronominin tüm kurallarını onlara açıklamaya çalışır.
pulsa ise süslü kıyafetlerin, şatoların, mermerden kalelerin olduğu bağıra çağıra konuşan insanların olduğu bir zamana gider. bu zamanda insanlar din adı altında bir kavram nedeniyle birbirilerini öldürmekten, istedikleri insana işkence etmekten gocunmamaktadırlar. haçın etrafındaki insanlar şehirlerin ortasında yakılan insanları seyretmekten keyif alıyorlardır. pulsa cehennemin böyle bir yer olduğunu düşünerek kendi içine çekilir ve onlara bildiklerini anlatırsa o’nu da yok edebileceklerini düşünür. tüm hayatı boyunca bildiklerini o zamanda yaşayanların alfabesini öğrenerek o dilde tersten yazılmış notlar bırakır. muhteşem icatlar, tasarımlar, o günün şartları içinde yapılabilecek olan makineleri, sahip olduğu tüm anatomi bilgisini yazar yazar. ancak yaşayabilmek için para denen şeye gereksinimi vardır. o da para kazanmak için o dönemde yaşayan insanların yöneticileri için resimler yapar. bu resimlerden birisi aslında bir başka gezgin olan hav’a çok benzeyen mona lisa’dır. pulsa yaşlanarak ölürken geleceğe şöyle bir not bırakır; insanlar yıkımı çoktan başlatmışlar. tarih onların takvimine göre isa’nın doğumundan sonra 1 mayıs 1519. bu pulsa’nın geleceğe gönderdiği son notudur.
korinta akdeniz olduğunu öğrendiği bir yerin kıyısında samos adlı bir yerde bulur kendini. burada insanlar yöneticilerinin emriyle harap olmuş bir hayat yaşamaktadırlar. onlara göre insan hayatı değersizdir. korinta o günlerde insanların ilimden bu denli uzaklaştıklarını görünce gidebileceği her yere seyahatler yapar. insanları gözler, onların yaşamlarını inceler. onların cehaletlerini sona erdirmek için bir okul kurmaya karar verir. etrafında bulduğu her insana tüm bildiklerini öğretmeye çalışır. bir üçgenin nasıl gizemlere sahip olduğundan, aslında tüm varlığın tek olduğuna tek içinde kalmış tüm ilmi etrafındaki herkesle paylaşır. bir zaman sonra etrafındakilerden yardakçılar peydah olunca, öğreteceklerinin tam olarak anlaşılabilmesi için kimliğini gizlemeye karar verir ve bir örtünün arkasından dersler vermeye başlar. mısır’a, babil’e, italya’ya gider. kimi bulduysa onları aydınlatmak için çabalar. geleceğe ise şöyle bir not yazar; insanlar henüz yeşermemiş bir çiçek gibi. ancak vahşi bir çiçek. ellerine bir kediyi verseniz, o kediyi bile eti için çiğ çiğ yiyebilirler. onlara matematik ve geometri öğrettim. burada savaşmak insanlar için bir adet. onların bu geleneklerini yıkmaya çabaladım. onları etten ve kandan uzak tutmaya çalıştım. tarih; babil kulesinin yıkılışından bizim zamanımıza göre 1223 sene sonra.
hav’ın hikayesi ise aralarındaki en garip hikayeydi. hav kendini kocaman bir ormanın ortasında bir elma ağacının kenarında bulmuştu. etrafta daha evvel hiç görmediği türde canlılar vardı. tepelerin birisinde bir adamın söylediği bir şarkıya kulak kesildi. oraya vardıktan yıllar sonra gördüğü ilk insandı bu. henüz konuşmayı bile bilmeyen, üzerinde tek parça bir giysisi bile olmayan, sahip olduğu tek şey cehaleti ve bedeni olan güzel yüzlü bir adamdı bu. o adama kocasının adı olan adav’ı koydu. kendisi de ona eş oldu. çocuklarının birbirini öldürmelerine şahit oldu. dünyanın bunca güzelliğine rağmen orada yaşayan iki insandan birisi olduğunu düşünerek son notunu yazdı; sessizlik. zamanın başlarında olduğuma artık eminim. burada yaşayan tek insan da benimle birlikte. tek farkı biçim olarak benden daha irice ve içgüdüleri daha gelişmiş. o’na erdemi öğretmeye çalıştım. hav, adav’ın kollarında yaşlanarak öldü.
ancak masula’nın hikayesi tüm gezgin arkadaşlarının hikayeleri içinde en bedbaht olan hikayedir. masula gemilerin, buhar makinelerinin, fötr şapkaların olduğu bir zamana ulaştı. orada insanlar çeliğin ve demirin gizlerinin keşfetmişlerdi. milyonlarca insan tek bir yere doluşup köhne biçimde yaşamayı tercih ediyorlardı. ancak müzik ve sanat vardı. masula bildiği tüm fizik ve matematik kurallarıyla onlara ötesini düşünmeden her şeyi öğretmeye kalktı. elektriğin ve manyetizmanın gücünü anlatan icatlar yapmaya çalıştı. ancak pulsa gibi paranın yaşayabilmek için gerekli olduğu gerçeği göz ardı etti.
Umarım metni beğenmişsinizdir
Kendimce yakıştırdığım isimleride okuyanlar için paylaşmak (karşılaştırmak) isterim ;
Masula——–büyük mucit , mühendislerin babası ;NIKOLA TESLA
Pulsa———-yüzlerce sıfatı olan dahi ;LEONARDO DA VINCI
Hav————Havva Annemiz
Korinta——-akare artı bekare eşittir cekare ;PISAGOR
Arin———–???????????????????
örtmenim arkadaşlar konuşuyo!