'umut' kategorisi için arşiv

28
May
11

90’larda Çocuk Olmak

20’li yaşlarda olduğumuz şu günlerde yetişkinliğe hazırlığın, ileride fazlasıyla kullanacağımız edinimleri kazanmanın peşindeyiz.21.yy ın değişen teknolojisi ve kültürüne ayak uydurmanın derdindeyiz. Çocukluk dönemlerimizi aşmış, artık kendi kararlarımızı vermemizin rahatlığı içindeyiz ve her geçen gün cebimize koyduğumuz şeylerle geleceğin dinamik toplumunu yaratmaya çalışıyoruz. Ama cebimizde çok daha öncelerde oraya yerleşmiş bir kazanımımız var.90’larda çocuk olmanın doğallığı,sıcaklığı,samimiyeti ve gerçekçiliği.

2000’li yılları yaşadığımız şu günlerde medyanın kendi inisiyatifi doğrultusunda bizleri güdümlemesi ve tek tip bir sürü toplumu haline getirmesi amacının geçmişteki toplum değerlerinin, geleneklerin,gerçekçiliğin en büyük düşmanı olduğunu kabul etmemiz gerekir.Teknolojinin,medyanın çocukların zihinlerini daha esir etmeyi başaramadığı son dönemdir 90’lar. Bu yüzden günümüzün gençleri olan bizler için 90’lı yılların çok büyük bir yeri ve önemi mevcut.

Bebekliğimizden sonra kendimizi yeni yeni fark etmeye başladığımız dönemde hayatımızdaki en önemli şey oyuncak,televizyonların yeni yeni özelleştiği dönemde ilgimizi en çok çeken şey ise çizgi filmlerdi.70’li ve 80’li yılların çocukluklarını yaşayan bizden yaşça büyükler gibi biz de kendi oyuncağımızı çoğunlukla kendimiz yaratır en basit bir nesneyle kendimizi hayal dünyasının içinde buluverirdik.Şimdinin internet kafelere kapanan çocukların aksine biz eğlenceyi sokaklarda,parklarda arkadaşlarımızda bulurduk. Saklambaç,yakartop vs. oynar,bisikletin deyim yerindeyse tepesinden inmezdik.Bizim için çok değerli bir oyuncak olan tasoları arkadaşlarımızla oynar,sahiplenmeyi ve paylaşımcılığı öğrenirdik.Çizgi filmlerde öğrendiğimiz replikleri arkadaşlarımıza söyler,hayal dünyası ile gerçek dünya arasında kendimizce bir bağ kurardık.Bütün bunlar ergenliğe girmeden önceki çocukluk hallerimizde zihnimizin bir köşesinde yer eden pozitif etkilerdi.Paylaşımcılık , eğlence,sosyalleşme gibi etkiler bizim o günlerdeki zihinsel gelişimimizin en iyi yardımcısı oluyordu.Şimdiki çocuklara baktığımda ise gelecekte de sürü psikolojisi altında kendi yollarının kendileri tarafından çizilemediği teknoloji ve medyanın adeta zombileştirdiği yetişkin adayları olarak görünüyorlar. Günümüzde medyanın başta çizgi filmler olmak üzere demin ifade ettiğim paylaşımcılık vs. unsurların aksine savaş, karşıdakine zarar verme,istedikleri şeyleri zor kullanarak elde edebilecekleri düşüncesinin pompalanması çocukların saldırgan, asi,paylaşımcılıktan uzak, bencil, egoist bireyler olmasına sebebiyet veriyor.Zaten teknolojinin günden güne çok hızlı bir biçimde değişimi kuşaklar arası yıl farklarının azalmasına yol açıyor.Bu da birbirine yakın yaştaki bireylerin bile kuşak çatışmasına sebebiyet veriyor.

Bir geçiş dönemi olmasından dolayı 90’larda çocuklar arasındaki iletişim kopukluklarının ilk sinyalleri görülmeye başlıyor.90’lı yıllaın ortalarından sonra yaygınlaşan atariyi, şimdinin bilgisayarının bireyler üzerinde yarattığı sanallaşma olgusunun başlangıç noktası olarak görebiliriz.Gameboy lar, sanal bebekler çocukları yavaş yavaş gerçekçilikten uzaklaştırmış onları sokaklardan alıp evlere mahkum etmiştir.Bu durumda en büyük sorumluluk ebeveynlere düşmüş,bilinçli aileler çocuklarının gerçek hayattan kopmasına izin vermemişlerdir.

Bugün bile hala 90’larda izlediğimiz çizgifilmleri ve programları (Pokemon, Hugo ve Tolga Abi,Teletubbies, He-Man,Power Rangers,Bugs Bunny,Road Runner,Digimon,Jetgiller, Şirinler vb.), oynadığımız oyunları (saklambaç,yakalambaç,bisklet yarışı,yerden yüksek,körebe,taso,futbolcu kartları vb.), yiyip içtiklerimizi (ağızda patlayan şekerler,yumiyum,meybuz,sulugöz ,sade gazoz,leblebi tozu,tipitip sakızları vb. ) sadece o zamana özgü şimdi kaybolan şeyleri (jeton,kaset),O günlerde yaptıklarımız ve yaşadığımız duyguları (kapıya tırmanmak,cumartesi sabahı sırf çizgi film izlemek için erkenden kalkmak,Pazar günü sendromuna girmek, sivrisinekler uzak dursun diye mahalle aralarına sıkılan o beyaz dumanın arkasından koşmak,annemizin ince ve bütün gücüyle bize bağıran sesine karşı “5dk daha” cevabını vermek) ve o dönemin popüler şarkıcılarını (Burak Kut,Hakan Peker,İzel,Barış Manço vb.) tekrar hatırladığım zaman çok karmaşık duyguların içine sürüklenirim hatta hüzünlenirim çünkü o güzel günler birdaha geri gelmeyecektir ve o çocukluk duygularımızı ömrümüz boyunca bir daha yaşayamayacağımızın bilinci hakimdir.O sıcaklığı doğallığı bundan sonraki nesillerin de yaşayabileceğine inanmıyorum.Bunun için 90’lı yıllar hiçbirşeyin eskisi gibi olmayacağı insanları farklı duygulara sürükleyen bir dönemdir. Benim gibi 90’ların tadını doyasıya çıkaran tüm akranlarımın da böyle düşündüklerine eminim.

Bu yüzden o dönemi çocuk olarak geçiren bireylerin yani bizlerin şimdiki gibi teknolojinin ve medyanın elimizi kolumuzu bağlamadığı bir toplum ve bilinçli nesiller yetiştirmek için bu iki unsuru kendi pozitif amaçları doğrultusunda kullanmaları gerektiğine inanıyorum.

 

M. Cihan DEMİR

30
May
10

merhaba

Bana her sabah merhaba de,

Nefesime sebep olduğunu söyle

Günümün ilk ışığı merhaban olsun

İşime dört elle sarılma sebebim,

Bana her sabah ilk sen merhaba de.

30
May
10

yansıma,yanılsama

Aldırmadan Yaşamak, gördüğüm yaşam biçimi,değişen düzenin kaçınılmaz sonucu bu.

Ormanlar yanıyor ,kazalar doğal afetler,hastalıklar oluyor ve evlerimzdeki  renkli kutulardan izliyoruz,birşeyler yumurta kapıya dayanmadan gözümüze sokulmuyor,sıradanlıklar içindeyiz savaşlarda kaybedilen insanlar maç sonucu açıklanır gibi aktarılmakta bize,bu olmamalı elden birşey gelmeli köşeye çekilip ağlamanın da söğmenin ve isyanın da faydası yok.

Birbirimizi uyarmamız,bildiklerimizi paylaşmamız gerek

27
Nis
10

Adressiz gemilere yolcu olmak,

Hayat deneyenlerin ”DE-NE-YEN-LE-RİN” hayatıdır,duyulmuştur söylenmiştir.Ne kadar basit cümleyi kurmak,dile getirmek,Korkak olma,KORKAK OLMA,duyarsınız herzaman,DENE,YAP,yüzmeyi öğrendiğinizi hatırlayın,kulağınızdaki ses şu”ATLA”ve sonrası deneyenlerden oluşunuzun en sıradan örneği,ya birilerinin hikayelerini dinleyerek büyürsünüz,ya da birileri sizinkileri dinliyordur,

Ertelemeler,caydırmalar,sorgulamalar,denememizi engeller,bir hobi,meslek seçimi,karşındaki insanla iletişim,,karşında olanı yanında olana dönüştürme çabanızda, deneyenler hayatı yaşayanlardır,bir hobi edindiğinizde ne olursa olsun keyif aldığınız bir olaysa istiyorsanız yapmayı,sorgulayanlara kulak asmazsınız, çünkü siz sorgulamıyorsunuzdur,Zaten denemenin hazzı da burda başlıyordur,balık beslersiniz odanız da iki saksı vardır küçük çiçekler renklendiriyordur ortamı ya da deli bir kuş sessizliği kırıyordur cıvıltısıyla, ya da evden uzaklaşmak hobinizdir yeni yerlerin keşfi engelleri düşündünüz şu an ‘para nerde diyenleri duyuyor gibi oldum’ ama olay parasızlık değil,denemeye başlamamış olmak,

ne diyebilirim ki,arabam yok ya da milyonlarım züğürt sayılırım belki ama her gittiğim gördüğüm yere zorunluluktan değil deneme isteğinden de gittiğim keşfettiğim oldu…

26
Nis
10

kırılma

Başlığa aldanıp hüzünlü bir yazı beklemeyin.Kırılmadan kasıt hayatımıza farklı yönler veren değiştiren,rutin gidişine dur !!!deyip hızlandıran ya da yavaşlatan olaylar.

Farkındayız ya da değiliz öyle anlar olur ki size apayrı bir kapı açar,bunu okul kazanıp farklı bir şehre gitmek ya da hediye alınmış güzel bir arabanın uyardığı duygularla da karıştırmayın sakın,,örneğin bir öğretmen olabilir küçüklüğünüzden hiçbir uzmanlığı olmadığı halde omzunuza dokunur gözlerinize bakar ve o küçücük çocuğa size sana sen şu dalda etkilisin resim,müzik,matematik,hafıza,yazı,,vs üstüne düş der,o an bir kırılma noktasıdır,yok bu çok basite indirgemek oldu bu ve benzeri bir durumla karşılaşmış olmanız olası, ancak asıl anlatmak istediğim daha zor ve farketmesi zaman alacak türden bazen bir arkadaşınız sizi uyarır,şaşırtır,algılarınıza farklı bir açı kazandırır,çok basit uyarılardır çoğu zaman mesele onu dikkate almak,bazen bir haber bazen yakınınızda birinin ani vefatı ve o boşlukta kurtulmak için hiç beklenmeyeni yapmanıza sebep olan anlar,benim tasarım adına bir bölümde yeralıyor olmamın sebebi bir arkadaşımın yanında sıkıldığım bir an odasındaki vantilatörü çizmem ve beni NEDEN!!! güzel sanatlar sınavına girmiyorsun diye uyarışıyla başlayan bir süreçtir.

anlatmak istediğim,size doğrunuzu yanlışınızı şaşırttıran o dakika kırılma anınız,dilerim hatırlattığı ,size çağrıştırdığı bu anlar hep olumlu yönde ve doğru kararlar almanıza sebep olan anlardır 

27
Mar
10

Dünya Sallanıyor!!!!

Biraz sert bir giriş oldu kusura bakmayın..

12 Ocak 2010 Haiti depremi ile başlayalım..Haiti dediğimizde fakir bir ülke geliyor aklımıza..Depremden sonra yaşanan dram hepimizin aklında , bence bu deprem bizleri de yaraladı. sanki kendi geleceğimizi gördük bu depremde..Haiti pek tabi ki hazırlıksız yakalandı.Bir çok insan öldü , evsiz kaldı , kayıplara karıştı…

Haiti yaralarını saraken , tüm Dünya seferber olmuşken Yunanistan 5.2 , Guatemala 6.0 depremi ile sarsıldı…

Tüm bu depremlerin üstüne ,yüzyılın en büyük depremlerinden biri ; 28 şubat günü yaşanan Şili Depremi ile devam edelim.. 8.8 büyüklüğünde ki depreme Şili son derece hazırlıklı yakalandı.Artçı sarsıntısı 7.1 olan bir depremden bahsediyoruz..Şili son derece hazırlıklıydı dedik çünkü yıllar yıllar önce 9.5 i görmüşlerdi yani Şili dersine çalışmış…

4 Mart 2010 Tayvan Depremi ; 6.4 büyüklüğünde ki deprem herkesi korkuttu.Neden mi? Şili depreminin artçılarından biri olan 6.1  ile hemen hemen aynı zamanda olması ve o haftalarda bir çok depremin artçılarla beraber üst üste gelmesiyle beraber konuya vakıf olan herkes konuşmaya cesaret bile edemedi.Bu arada artçılar susmadı(6.2-6.3-7.1-6.9-7.2) .Yoksa depremler birbirini mi tetikliyor?? Tüm bunların üzerine NASA dan çok değişik bir açıklama geldi ; Şili Depremi sebebiyle Dünyanın ekseninde bir kayma oluştu!!!Dünyanın kendi ekseni çevresinde ki dönüş süresi kısaldı!!!Günler kısaldı ustaa!!

Tüm bu haberleri korkarak takip ederken bir Oscar Gecesi ansızın deprem bizi de vurdu…8 Mart 2010 günü Elazığ da 6.0 büyüklüğünde meydana gelen deprem yoksa Büyük İstanbul Depreminin habercisi miydi!! Uzun bir aradan sonra deprem acısını ülkemizde yaşadık. Orada olanlara bizde ağladık bizde üzüldük.

Fakat bilanço her geçen gün kötüye gidiyor.Ne acıdır ki depremle yaşamayı bir türlü öğrenemedik.Ülkemizin büyük bir kısmı fay hatları ile çevrili ve bu fay hatları artık uyumuyor.Hepsi pusuda , heyecan arıyor..Olması beklenen (ki inşallah olmaz) İstanbul Depreminin olası sonuçlarından haberiniz varmı? Yoksa örnek vermemem daha iyi!!

Her geçen saniye yeni depremler olmaya devam ediyor….Elazığ çevresi ve Ege Denizi bugünlerde çok sallanıyor mesela…

Tektonikler , plakalar , fay hatları…….. Tabi ki önüne geçemeyiz , yapabileceğimizin en iyisi hazırlıklı yakalanabilmek.Şili bunu başardı.Japonya depremle yaşamaya çoktan alıştı.Peki biz!!

01
Oca
10

yeni SENE

Hayat akan bir nehirse dipte  biriken akıntıda tertemiz olmuş taşlardan biri değilde ,o akıntıda yaşamayı başarmış bir kurbağa yavrusu olmayı dilerim,o suyla büyüyen o taşlara dokunan kendini o nehrin coşkusuna kaptıran onunla beslenen o kurbağa ve yeni yılda bakarsınız nehrin kenarına bir prenses gelir, hayat bu yeni süprizleri yaşamak için denemeli  o nehirde ne yapmak istiyoruz nelere açığız ve açız dipteki o taşlar gibi olursak geçip giden nehri seyrederiz akıntıya bırakırsak kendimizi seyredilenleri  yaşar o nehre yön bile verebiliriz

25
Ara
09

osman baydemir Üzerine…..

Sesimi birilerine duyurmak istedim.İçimde ki çığlıkların duyulmasını istedim ama helluri arkadaşım nam-ı diğer sevgili arkadaşım Onur biraz olsun dile getirmiş..Ama dayanamadım..Bende birşeyler karalayayım dedim….Sonuçta serbest atış;

%65 oy almış bir belediye başkanından biraz bahsetmek istiyorum..

Efendim kendisi Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur..1 yıl serbest avukatlık yaptıktan sonra bir şekilde siyasete atılmıştır…Zaman içerisinde bir çok fikir topluluklarında görev almış ve nihayetinde zamanın dtp si dehap dan Diyarbakır Milletvekili Adayı olmuştur…Sonunda kendisine tahsis edilen görev onun için tepe noktasıdır ; Diyarbakır Belediye Başkanlığı…Burada bir parantez açmak istiyorum ; efendim yaklaşık 20 yıldır etnik parti çalışmaları devam ediyor..Son halkası olan dtp de bayrağını bir başka oluşuma devredecek.Peki bu nereye kadar sürecek…Bu süregelen partilerin kaleleri olarak gördüğü Diyarbakır şehrine (ki ben bu parti kalesi tabirini etik bulmuyorum) belediye başkanı olmak her babayiğidin  harcı değildir..Zaten baydemirin genç yaşta böylesi bir şehre , neden belediye başkanı olduğunu hareket ve tavırlarından anlıyoruz…Son zamanlarda kendisini Kürt halkının sözcüsü olarak tanıtan ve günümüz siyasetinin içinde oldukça aktif durumda bulunan baydemir ; tavırları ve üslübuyla günden güne halkının desteğini arkasına alıyor haklı olarak..Askere silah bırak diyor , ölen pkk lıların ailelerinin evine gidip oğlunuz(haşa diyeyim) şehit oldu anam ağlama diyor , konuşmalarını Kürtçe yapıyor..Sonra çıkıp ekranlarda ahkam kesiyor ; biz barış elçiyiz , demokratik açılımı baltalamayın…

Bugün olanları ise sanırım hepimiz biliyoruz..Kameraların önünde belediye başkanı sıfatı altında söylediği sözler gerçekten de yenilir yutulur cinsten değil…Ama şu anda baydemir Diyarbakır da kahraman ilan edildi..Çünkü ona oy veren ve veremeyen(burada taş atan çocuklardan bahsediyorum) vatandaşlarımızın içinden geçenlere tercüman oldu belki de…Konuşmasını yaptıktan sonra Türk Halkı şaşkındı..Kimileri ağzından kaçtı canım dedi…Keşke hep böyle iyi niyetli olsak kardeşim…Ama akşam canlı yayında söyledikleri  (NTV) ; asla pişman değilim…………..yorum yok…..

Son olarak bu tepkinin sebebine gelmek isityorum…Arkadaşlar anladığım ve araştıdığım kadarıyla osman baydemir gözaltına alınamayınca çok içerlemiş..Arkadaşları ‘sen halkına böyle mi sahip çıkıyorsun , biz sana o koltuğu bunun için m, verdik’ demiş.. Bunun üzerine baydemir bende çıkıp ortalığın şöyle bir tozunu attırayım , ana avrat düz gideyim , beni de içeri alsınlar arkadaşlarımı yalnız bırakmayayım demiş.. Daha sonra çıkmış yeni oluşumlarının binasının önüne başlamış konuşmasına…Konuştukça alkış tufanı , küfürler..Yaşa çok yaşa ..Alkış geldikçe basmış küfrü , basmış küfrü..Bi ona , bi ona , bi ona , bi ona….Akabinde beklemiş…Gelip kimse beni de arkadaşlarımın yanına götürmeyecek mi diye…Beklemiş beklemiş beklemiş..Gelen geçen yok..En son televizyonlara çıkayım belki bu sefer duyarlar demiş…Bir güzel televizyondan da teyit etmiş…Ama tık yok…..Bugüne kadar hiçbir işlem olmadığı gibi…

Bu ülkede bu pkk sevdalısına dur diyecek  , işlem yapabilecek tek bir Cumhuriyet Savcısı yok mu arkadaş!!!

Kardeş kardeş yaşasak olmuyor yani…




Zaman Dilimi Göstergeci

Mayıs 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Nis    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

bize ulaşın

camcerceve@gmail.com

örtmenim arkadaşlar konuşuyo!


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.