20’li yaşlarda olduğumuz şu günlerde yetişkinliğe hazırlığın, ileride fazlasıyla kullanacağımız edinimleri kazanmanın peşindeyiz.21.yy ın değişen teknolojisi ve kültürüne ayak uydurmanın derdindeyiz. Çocukluk dönemlerimizi aşmış, artık kendi kararlarımızı vermemizin rahatlığı içindeyiz ve her geçen gün cebimize koyduğumuz şeylerle geleceğin dinamik toplumunu yaratmaya çalışıyoruz. Ama cebimizde çok daha öncelerde oraya yerleşmiş bir kazanımımız var.90’larda çocuk olmanın doğallığı,sıcaklığı,samimiyeti ve gerçekçiliği.
2000’li yılları yaşadığımız şu günlerde medyanın kendi inisiyatifi doğrultusunda bizleri güdümlemesi ve tek tip bir sürü toplumu haline getirmesi amacının geçmişteki toplum değerlerinin, geleneklerin,gerçekçiliğin en büyük düşmanı olduğunu kabul etmemiz gerekir.Teknolojinin,medyanın çocukların zihinlerini daha esir etmeyi başaramadığı son dönemdir 90’lar. Bu yüzden günümüzün gençleri olan bizler için 90’lı yılların çok büyük bir yeri ve önemi mevcut.
Bebekliğimizden sonra kendimizi yeni yeni fark etmeye başladığımız dönemde hayatımızdaki en önemli şey oyuncak,televizyonların yeni yeni özelleştiği dönemde ilgimizi en çok çeken şey ise çizgi filmlerdi.70’li ve 80’li yılların çocukluklarını yaşayan bizden yaşça büyükler gibi biz de kendi oyuncağımızı çoğunlukla kendimiz yaratır en basit bir nesneyle kendimizi hayal dünyasının içinde buluverirdik.Şimdinin internet kafelere kapanan çocukların aksine biz eğlenceyi sokaklarda,parklarda arkadaşlarımızda bulurduk. Saklambaç,yakartop vs. oynar,bisikletin deyim yerindeyse tepesinden inmezdik.Bizim için çok değerli bir oyuncak olan tasoları arkadaşlarımızla oynar,sahiplenmeyi ve paylaşımcılığı öğrenirdik.Çizgi filmlerde öğrendiğimiz replikleri arkadaşlarımıza söyler,hayal dünyası ile gerçek dünya arasında kendimizce bir bağ kurardık.Bütün bunlar ergenliğe girmeden önceki çocukluk hallerimizde zihnimizin bir köşesinde yer eden pozitif etkilerdi.Paylaşımcılık , eğlence,sosyalleşme gibi etkiler bizim o günlerdeki zihinsel gelişimimizin en iyi yardımcısı oluyordu.Şimdiki çocuklara baktığımda ise gelecekte de sürü psikolojisi altında kendi yollarının kendileri tarafından çizilemediği teknoloji ve medyanın adeta zombileştirdiği yetişkin adayları olarak görünüyorlar. Günümüzde medyanın başta çizgi filmler olmak üzere demin ifade ettiğim paylaşımcılık vs. unsurların aksine savaş, karşıdakine zarar verme,istedikleri şeyleri zor kullanarak elde edebilecekleri düşüncesinin pompalanması çocukların saldırgan, asi,paylaşımcılıktan uzak, bencil, egoist bireyler olmasına sebebiyet veriyor.Zaten teknolojinin günden güne çok hızlı bir biçimde değişimi kuşaklar arası yıl farklarının azalmasına yol açıyor.Bu da birbirine yakın yaştaki bireylerin bile kuşak çatışmasına sebebiyet veriyor.
Bir geçiş dönemi olmasından dolayı 90’larda çocuklar arasındaki iletişim kopukluklarının ilk sinyalleri görülmeye başlıyor.90’lı yıllaın ortalarından sonra yaygınlaşan atariyi, şimdinin bilgisayarının bireyler üzerinde yarattığı sanallaşma olgusunun başlangıç noktası olarak görebiliriz.Gameboy lar, sanal bebekler çocukları yavaş yavaş gerçekçilikten uzaklaştırmış onları sokaklardan alıp evlere mahkum etmiştir.Bu durumda en büyük sorumluluk ebeveynlere düşmüş,bilinçli aileler çocuklarının gerçek hayattan kopmasına izin vermemişlerdir.
Bugün bile hala 90’larda izlediğimiz çizgifilmleri ve programları (Pokemon, Hugo ve Tolga Abi,Teletubbies, He-Man,Power Rangers,Bugs Bunny,Road Runner,Digimon,Jetgiller, Şirinler vb.), oynadığımız oyunları (saklambaç,yakalambaç,bisklet yarışı,yerden yüksek,körebe,taso,futbolcu kartları vb.), yiyip içtiklerimizi (ağızda patlayan şekerler,yumiyum,meybuz,sulugöz ,sade gazoz,leblebi tozu,tipitip sakızları vb. ) sadece o zamana özgü şimdi kaybolan şeyleri (jeton,kaset),O günlerde yaptıklarımız ve yaşadığımız duyguları (kapıya tırmanmak,cumartesi sabahı sırf çizgi film izlemek için erkenden kalkmak,Pazar günü sendromuna girmek, sivrisinekler uzak dursun diye mahalle aralarına sıkılan o beyaz dumanın arkasından koşmak,annemizin ince ve bütün gücüyle bize bağıran sesine karşı “5dk daha” cevabını vermek) ve o dönemin popüler şarkıcılarını (Burak Kut,Hakan Peker,İzel,Barış Manço vb.) tekrar hatırladığım zaman çok karmaşık duyguların içine sürüklenirim hatta hüzünlenirim çünkü o güzel günler birdaha geri gelmeyecektir ve o çocukluk duygularımızı ömrümüz boyunca bir daha yaşayamayacağımızın bilinci hakimdir.O sıcaklığı doğallığı bundan sonraki nesillerin de yaşayabileceğine inanmıyorum.Bunun için 90’lı yıllar hiçbirşeyin eskisi gibi olmayacağı insanları farklı duygulara sürükleyen bir dönemdir. Benim gibi 90’ların tadını doyasıya çıkaran tüm akranlarımın da böyle düşündüklerine eminim.
Bu yüzden o dönemi çocuk olarak geçiren bireylerin yani bizlerin şimdiki gibi teknolojinin ve medyanın elimizi kolumuzu bağlamadığı bir toplum ve bilinçli nesiller yetiştirmek için bu iki unsuru kendi pozitif amaçları doğrultusunda kullanmaları gerektiğine inanıyorum.
M. Cihan DEMİR




örtmenim arkadaşlar konuşuyo!